saçmalamak etiketine sahip en yeni yayınlar gösteriliyor. Daha eski yayınları göster
saçmalamak etiketine sahip en yeni yayınlar gösteriliyor. Daha eski yayınları göster

Uyuklamak, uyuya kalmak, uyumak

Saat 4'e doğru gelirken yazıyorum ki daha doğrusu yazamıyorum. Daha erkenden yazacaktım hatta birkaç saat önce yazacaktım ki Disko Kralı'nı izlemeye başladım. Az önce de uyukladığımı farkettim ve fırladım bu sayfayı açıverdim. Maksat bir şeyler karalamak.

"Hayat", iyi gidiyor sayılır. Daha da iyi gitmesi için elimden geleni yapmam lazım, mesela şu an uyumak için yatağa yönelmek, hayatımın daha iyi gitmesi için bir ayrıntı olabilir. "Ne diyorsun lan sen?" demeyin nitekim uyku sersemiyim. Gözlerim kapanıyor, nedir lan bu işkence? :) Gittim...

Kib Öpt By!
Devamını okuyun...

Saatleri geri almak ve saçmalamak

Bir arkamdaki yatağıma baktım, bir de yazımı yazmam gereken içerik kutucuğuna. İkisinin de rengi beyazımsı sayılır. İkisi de çekici geliyor bana. Bloga yazı yazarsam, sevdiğim bir işi yapmış olacağım. 2 metre arkamdaki yatağıma yatarsam, çok daha sevdiğim bir işi yapmış olacağım ki uyuyacağım.

Çok tembel oldum lan ben. Hayatı sanki skime takmıyorum filan. Etrafımda olup bitenler, beni daha az ilgilendiriyor oldu; ki bendim "duyarlı bir herifim" diye ortalıklarda gezinen. Neyse canım neyse. Saat 4 ama aslında 3; az önce geriye aldım hem kendi saatimi, hem telefonumun saatini. Bilgisayar çok akıllı olacak ki otomatikmen kendi aldı saatini geri. İlkel insanlar gibi hala yılda birkaç kez saatimizi ileri ya da geri alıyoruz ya helal olsun bize. Zaman tek ve birdir, tıpkı Darwin gibi :) Ne dediğimin sanmayın ki farkındayım :)

Kib Öpt By!
Devamını okuyun...

Saçmalamak için yazmak

Neden buraya sürekli bir şey yazmak zorunda hissediyorum ulan kendimi? Saat 3 olmuş, ben hala "Aaa bloguma bir şey yazmadım, tüh!" triplerine giriyorum. Gidip yatsam ya, deli mi skti beni gerçekten de? (Yok öyle bi'şey) Evet, bugün bir şey yazmıyorum. Yazacak çok şey var ama hepsi de ciddi konular olduğu için, kafanızı iyiden iyiye becermek -halk arasında skmek- istemiyorum. (Becermek, kelimesini Amerikan filmlerinden arakladım)

Dur bi'şey aklıma geldi. :) Bakın Pelin Batu hanımefendi demiş ki: "Evde çıplak dolaşıyorum, bu bizi aile içerisinde daha da yakınlaştırıyor." Şimdi ben de çıplağım efendim, yarın aile bireylerine süpriz yapacağım. Böyle "süprrriiizzz!!!" diye karşılarına çıkacağım. Ahaha şaka lan! İnanan filan vardır, aman diyelim :) Saçmalamak için yazmıyorum, yazmak için saçmalıyorum. Umarım anlatabilmişimdir. Ne güzel yazdım kısa kısa :)

Kib Öpt By!
Devamını okuyun...

Alkollü olup yazı yazmak

Alkollü olup yazı yazmak sanırım en zor işlerden birisi, ne hakkında yazacağını, ne diyeceğini insan bilemez. İşte öyle durumlardan birisi, şu an benim için geçerli.

Bir geceliğine kafam güzel, değil yazmak düşünmeye bile takatim yok. Değil hayat, hiçbir şey umrumda değil. Gelecek günlerin benim için çok zor olduğunu biliyorum ve çok korkuyorum.

Kalın sağlıcakla, "ille de yazı" bekleyen arkadaşlardan da özür dilerim. İnsanız, zaaflerimiz var. Ne diyorum mına koyim ya.

Devam...
Devamını okuyun...

Pek değerli Günay Bey

"Bu ne lan?" demeyin, "bu nasıl bir başlık?" da demeyin. Öyle bir başlık işte, şimdi açıklayınca durumu bu başlık daha bir anlam kazanacak. Açıklayacağım konuda içimi güzelce dökeceğim "senin götün kalkmış olm" diyen de olmasın, rica ediyorum nitekim kalkmadı gelip bakabilirsiniz :D

2 aydan daha fazla oldu sanırım bu blogu açalı. Hergün düzenli olarak çeşitli konularda saçmaladım. Bu saçmalamalar bazılarına çok ideolojik, teorik ya da üstünzeka ürünü yazılar olarak gelecek ki birçok kişi Messenger yoluyla ya da e-posta yoluyla benimle iletişime geçti; bazıları eşi benzeri bulunmayan küfürler etti, bazıları tebrik ede ede bitiremedi.

Küfür edenlerden başka zaman bahsederim, bugün beni ilah yapanlardan bahsedeyim. Evde olsaydım Messenger konuşmalarını da buraya kopyalardım ama ne yazık ki evde değilim, kendim anlatmaya çalışayım bu tanışıklıkları.

Genelde beni MSN'de kişi listesine ekleyenler acayip derecede saygı duyuyor bana. Hatta işi abartıp da "Sayın" diye konuya girenler var. Çok ciddiyim. Koca koca adamlar, koca koca kadınlar ekleyip de beni öve öve bitiremiyorlar. Ben bunları anlatıyorum diye götüm kalkmış olarak algılamayın sakın ama ben bu durumdan ciddi anlamda rahatsızım.

Değer verilmeyi haketmeyen bir adam mıyım? Hayır. Elbette her insan değer verilmeye layıktır, hatta bazıları öve öve bitirelemeyecek cinste insanlardır ama ben onlardan biri değilim sanırım.

Bir de benim çok sert birisi olduğumu düşünüp de konuya bir acayip giriş yapanlar var. "abi slm orda mısın :S" diye başlar genelde bu tanışıklıklar. İşi abartıp da "bkunu yiyeyim abi" ayağına getirenler bile var valla. Daha sonra benim ne kadar matrak ya da işe yaramaz bir adam olduğumu anlarlar ve konuşma "hadi yat baba ya saat 3 olmuş" ile biter.

Bir de ben genelde kızlarla konuşuyorum, erkekleri direkt kabul etmiyorum zaten. O nedenle benimle erkekler iletişime geçmeye çalışmasın. Sonra "neden beni sildin, engelledin, kabul etmedin, cevap vermedin" gibi triplere girmesin erkek arkadaşlar. Ha bir de yaş 18-20 arası olursa süper olur. Esmerler tarcihimdir. Şaka lan! Tamam çok fena sıçtım, farkındayım. Bu okuduğunuz paragrafı yok sayın :) Lan valla şaka :(

Gelelim beni ailesinden birisi olarak gören ibnelere. Evet ben bu ibneleri sevmiyorum. Yahu insan ilk kez konuşacağı kişiye hemen "naber" der mi? Önce ben şuyum, seni şu nedenle ekledim filan der. Hemen "naber Günay" diye giriş yapıyorlar. Alla belanızı versin lan sizin, sakın eklemeyin siz! Sizden gıcık kapıyorum.

Aaaa bir de siyasi görüşümü kavramış, anlamış arkadaşlar var. Onların da ilk iletisi genelde "merhaba yoldaş" oluyor. Sonra başlıyorlar ülke sorunlarını anlatmaya, nasıl kurtulacağımıza ve "tek yol devrim" muhabbetlerine. Yani tamam ideolojik anlamda aynı doğrultuda olabiliriz ama ne bilim ne bu laubalilik filan. Olmaz ki abi!

Neyse, belirtmekte fayda görüyorum ki hala evde değilim; o nedenle saçma sapan konularda yazıyorum. Bu da onlardan birisi, yani saçma olması bir yana gereksiz bir konu :)

Bu arada genelde blogla ilgili bir sorunu olanlar ya da çok ciddi problemi olanlar iletişime geçmeyi denesin efendim. Boş yere muhabbet edecek adam değilim ki etmiyorum zaten ;)

Saygılarımla ve sevgilerimle!
Pek Değerli Sayın Günay Doğan
www.gunaydogan.com

Budur! :)

Not: Resim çok uyumsuz oldu farkındayım, ne yapayım uygun resim bulamadım. :)

Devamını okuyun...

Hayaller hayaller hayaller

Bazı şeyler, düşünceler hayal gibidir. Hayali yaşarsınız ve en nihayetinde söz konusu güzel hayalden vazgeçmek zorunda kalırsınız. Sorun bazen sizden kaynaklanır, bazen de hayalin kendisi sorundur zaten.

Ve yine bazı hayaller o kadar güzeldir, o kadar güzeldir ki hayalden soyutlandığınız anda kendinizi yalnız hissedersiniz. Oysa ki yanınızda onlarca kişi ve yaşanabilecek nice hayaller vardır.

Hayaliniz biter, çok üzülürsünüz; birkaç gün nefes almak bile istemezsiniz ancak geleceğe umutla bakınca bazen hayali de unutuverirsiniz. Dersiniz ki "başka hayaller kuracağım", belki daha güzelinden, daha heyecanlısından, daha etkileyicisinden.

Soyutlandığınız, sıyrıldığınız hayalinizi de bazen gelecek içerisindeki hayalleriniz içerisinde kullanırsınız. Hayal içinde hayal kurarsınız. Ancak bazen siz istemeseniz bile "o hayal" sizden soyutlanmak, uzaklaşmak ister. Hayalinizin bu isteği sizi yaşama bağlar aslında. Hayalinizin neden sizden uzaklaşmak istediğini sorgular, suçları kendinizde bulursunuz ama o kadardır. Yeniden hayalinize bağlanıp da "hayaller alemi"nde yaşamak size çok da çekici gelmez.

Büyük bir ikilemde kalırsınız. Hayalinizin çekici ve itici yönlerini bir arada düşünürsünüz. Hayalinizin içerisinde büyürseniz ne kadar acı çekeceğinizi düşünürsünüz ama hayalinizdeki öğeler size o kadar çekici gelir ki "ne yapsam" diye düşünürsünüz.

Düşünürsünüz, düşünürsünüz, düşünürsünüz en nihayetinde kafayı yiyecek gibi olursunuz. İçindeki ses "olm kendine gel, ne oluyor? alooo!" der sizi uyandırır. Şimdilik içindeki sese kulak verirsiniz, mantık dersiniz; akıllı olmak lazım dersiniz ancak hayalinizin çekiciliği hala bir köşede usulca durmakta, belki de sizi beklemektedir.

Sonu belli olmayan bir ikilemde hayatı devam ettirirsiniz. Ettirmeye çalışırsınız.

Devamını okuyun...

Aşık olmak, cesur olmak, pişman olmak

Az önce bir arkadaşım Msn'den "senin fikirlerine ihtiyacım var" deyip derdini anlatmaya başladı. Karışık bir durum aslında yaşadığı. Arkadaşımın çok sevdiği bir sevgilisi var ve bu arkadaşı ile üniversite hayatı yaşadığı şehirde aynı eve çıkmış. Bir kız olarak çok cesurca bir davranış olduğunu söyledim ama "amalarım"ı da kendisine açık yüreklilikle belirttim.

Bir kız, aşık olduğu bir kişiyle ailesinden habersiz aynı eve çıkabilir mi? Bu soruya aşık olmayan hemcinslerim "öyle şey mi olur, kaşardır lan aynı eve çıkan!" diyebilir ama aşık olmak gerçekten çok farklı bir şey. Bu durumu sanırım sadece aşık olanlar bilir. Aşk için bazen göze alınan şeylerin haddi hesabı yoktur.

Erkeklerin bir kız ile aynı eve çıkması, bir kıza göre daha az problem yaratabilir; o nedenle olaya erkekler açısından yaklaşmayacağım.

Aşk nasıl bir şeydir? Kim tam anlamıyla bu kavramın tanımını yapabilir ki? Dünyadaki en büyük efsanelerin kaynağı aşk değil midir? En büyük hatalar da hep aşk yüzünden yapılmamış mıdır? Aşk, doğrudan insanlığa etki eden acayip şey. İnsanı büyüsü altına alan. İşte biz insanlar da bazen bu "şey" e kendimizi kaptırıp büyük hatalar yapabiliyoruz. Bu arkadaşımın da yaptığı bir hata mı?

Msn'de konuştuğum kız arkadaşıma yeni bir ilişki için "aynı eve çıkmak" durumunun çok abartılı olduğunu söyledim. Yeni bir ilişki evet, henüz yarım yıllık; 6-7 aylık. Bana söylediği şey "ama aşık oldum". Bu söze nasıl bir karşılık verebilirim ki? İnsan aşık olunca her türlü şeyi göze alabiliyor; bu da bir göze alış.

Anadolu'daki üniversitelerde bir kızın erkekle evlilik öncesi aynı evde yaşaması hiç hoş karşılanmaz hele ki sen öğrenciysen ve 20 yaşındaysan daha kötü bir şey. O nedenle bu yaptığının çok cesurca bir hareket olduğunu da söyledim. Bu cesurca hereketi ailesi tam olarak bilmiyor. Annesi öğrenmiş gibi olmuş bugün, o nedenle "acaba ayrılsam mı?" diye de soruveriyor bana "ama ayrı nasıl yaşarım?" deyip de gerçek bir çıkmazın içerisinde olduğunu belirtiyor.

Kendisine birçok şeyden şüphe etmesini önerdim. Erkek arkadaşı neden kendisi için yaşadığı şehirden ayrılıp da onun okuduğu şehire gelmiş? Bunun sebebi sadece "aşk" mıdır? Kendisi aşkından emin ama "erkek arkadaşının aşkı"ndan emin mi?

Ve sınırlar, sınırlar, sınırlar. Erkek ve kız için "ateş ile barut" tanımı yapar ya bazıları. İşte bazen bu durum gerçekten de oluyor. Hele ki arada gerçek bir aşk var ise. Ya sınırlar aşılır da sonra çok pişman olunabilecek deneyimler yaşanırsa? Ben ısrarla kendisine ister istemez sınırları aşacağını söyledim. Ve bu konuda hala ısrarlıyım, eminim ki sınırları aşacak; kendisi ne kadar "aşmam Günay" dese de.

Ve sonuç. İçinden çıkılamayacak bir durum. Bir kızın psikolojini alt üst eden bir durum. Aslında hayatımızın da bir gerçeği. Aşık olmak, cesur olmak ve en nihayetinde pişman olmak. "Pişman olmak" eylemini "mutlu olmak" olarak da değiştirebiliriz elbet.

Ve yine sonucun bir yansıması. Önde 2 yol. Ya aşık olduğun, delice sevdiğin kişinin peşinden gidip yüreğini dinlemek ya da aileyi, okulu düşünüp "aşk"ı bir tarafa itip mantığını dinlemek. Hem "kalp", hem "mantık"; ikisi bir arada? İşte bunu başarabilen en yüce insandır sanırım.

Zor ve karışık şeyler, durumlar bunlar.

Devamını okuyun...

Düğün dernek filan, o ne be?

Şimdi neden böyle bir konuyu buraya yazma gereksinimi duydum bilmiyorum ama nefret ediyorum düğünlerden, şenliklerden, şölenlerden. Bir insan neden nefret eder ki bu tip toplantılardan? "Bir insan"ı bilemiyorum ama benim nefret etmemin en büyük sebebi ortamın çok sesli olması.

Üniversitedeki ev arkadaşlarımla da bu konuda büyük problemler yaşıyorduk geçen sene. Açıkcası tam anlamıyla problem olmasa da bu konuda bir ayrılık vardı aramızda. Onlar, alkol alınacaksa sesli bir ortamda, müzik eşliğinde alkol almak istiyorlardı; ben ise deniz fenerine sırtımızı yaslayıp karanlıkta denize bakarak alkol almak istiyordum. Hep ben onları ikna ediyordum ya neyse:)

Şimdiden burada avazım çıktığı kadar bağırıyorum. İlerde düğünüm de kesinlikle bir düğün salonunda filan olmasın. Olursa imkanımız deniz kenarında bir yerde, bahçemsi bir alanda sessiz sedasız olsun benim düğünüm.

Bakın cenazeler ne güzel. Hiç aşırı ses yok, aşırı ses çıkaranı dövüyorlar zaten falan da filan. Herkesin yüzü 5 karış ama insanların içi sanki daha bir huzurlu geliyor bana cenazelerde. Düğünlerde ise insanlar gözümde oyuncak haline geliveriyorlar. Sanki birisi götünden anahtarı çevirmiş ve insanı kurmuş, söz konusu insan zorla gülüyor, düğün bittikten sonra yine eski monoton hayat, peh...

Evet arkadaşlar, bu çocuk ne saçmalıyor böyle dediğinizi duyar gibiyim. Hatta şu yazdıklarımı anlamadınız onu da biliyorum ama maksat gelmişken sizi eli boş göndermemek. Yani bu siteye girerken "bu Günay saçmalayabilir" ihtimalini göz ardı etmediğinizi biliyorum, o nedenle böyle saçmalamakta bir sakınca görmüyorum. Farkında mısın hala saçmalıyorum. Yok yok iyi değilim ben. Ağzıma sıçayım hatta. Yok lan bu son söylediğimi geri aldım.

Devamını okuyun...