aşk etiketine sahip en yeni yayınlar gösteriliyor. Daha eski yayınları göster
aşk etiketine sahip en yeni yayınlar gösteriliyor. Daha eski yayınları göster

Tek kelime ile hayattan koparsınız

Yine değer verdiğim bir arkadaşımın yazısını yayınlayacağım. Ancak aşağıdaki yazı hakkında kısa bir bilgi vermek gerekliymiş. O da şu: Söz konusu yazıyı yazan arkadaşım Ercan, sevgilisinin kendisini aldattığını öğreniyor ve sahilde sevgilisinden ayrılıyor. Daha sonra, hislerini kağıda dökmek istiyor ve şöyle bir şey çıkıyor:

İnsanlar doğar, büyür ve ölür. Geriye yalnızca yaptıkları kalır. Akılda sadece anılar kalır; eğer o anıları karalayacak kadar ağır bir deprem olmazsa. Hani bazen sahilde yürüdüğünüzde, sanki dalgalar size bir şeyler anlatmak için çırpnınır ya da yanınızda sevgiliniz varken, deniz sizin aşkınızın büyüklüğünü göstermek için içinden geldiği gibi çoşar... Hani bazen ayrılık vaktinde deniz durgun olur; tıpkı bir arkadas gibi. O da dinler acı itirafları sizinle birlikte.

Hele bir de o itiraflar son konuşmalarınızsa, ağlamak gelir içinizden de ağlayamazsınız. Ya da sevdiğinizin üzülmemesi için son bir gayretle, cümlelerlin boğazınıza düğümlenidği bile bile; sırf o mutlu olsun diye, onu kaybetmek uğruna da olsa yalan söylemek zorunda kalırsınız. Başınızı avuçlarınızın arasına alıp neden diye sorarsınız kendinize ama daha cevabını bile alamadan o sorunun, sevdiğiniz gitmiştir bile yanınızdan. Ne olur yalan olsun diye yalvarırısınız ama tek kelime sizi hayattan koparır: elveda!

Ercan

Böyle bir yazıdır işte.

Kib Öpt By!

Devamını okuyun...

Issız Adam Filmi

Bugün Çağan Irmak'ın yönetmenliğni yaptığı "Issız Adam" filmine gittim. İzledim ve oldukça etkilendim. Yüzeysel bakınca "aşk"ı anlatıyor diyebiliriz ancak aslında aşkla birlikte birçok gözden kaçan ve hayatımızda çok değerli olan şeyleri de anlatıyor. Yine "izlenilebilir bir film" damgası yapıştırıyorum ve hepinizin gitmesini öneriyorum. Filme gidecekler bundan sonrasını okumayabilir. Çünkü genelde filmle ilgili bir şeyler anlatmaya çalışacağım.

Öncelikle Çağan Irmak'ı bir tebrik edelim burdan. "Eyvallah Günay" dediğini duyar gibiyim Çağan Abi'nin :) Türkiye'de işini "mükemmel" yapan adamlardan birisi. Bütün filmleri, hüzünlü ve ağlatmak üzerine kurulu gibi. Nitekim Issız Adam da öyleydi. Filmin sonunda ağlamamak için kendimi zor tuttum diyebilirim.

Film genelde, aşk ile bağlandığımız kişilerin hayatımızda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu anlatıyor. Bir bakıma, "onların değerini bilmemiz gerektiği" filmde verilmek istenen mesaj bence. Yani özel olarak Çağan Irmak, bu mesajı vermek istememiştir bence ama ben kendimce bu mesajı aldım gibi.

Bir de filme adını veren "Issız Adam" var ki filmdeki adı Alper'dir. Alper'i biraz kendime benzettim; özellikle kalabalıktan hoşlanmayan yapısını ve birisine bağlanmanın zarar verici olduğunu düşünmesini. Kendime benzettim derken, bu adamın tavlamaya çalıştığı ya da yattığı kızların haddi hesabı yok; o açıdan benzemiyorum. Nitekim ben iyi aile terbiyesi almış, son derece nazik bir beyefendiyim. Ahaha :)

Ada'mız var bir de. Filmin bayan başrol oyuncusu. Esas kız. Alper'e bağlanan ancak Alper'in ıssızlığına kurban giden. Her ne kadar Alper'in ıssızlığına kurban gitse de, kendini Alper'den daha önce toparlıyor, hatta ve hatta evleniyor. Toparlıyor da aklı hala Alper'de kalıyor ki bunu filmin sonunda da görüyoruz.

Valla şimdi düşündüm de, ben bir bok anlamamışım sanki filmden. Komik duruma düştüm. :) Yazacak bir şey bulamıyorum lan. :) Oysa ki filmden çıkınca birkaç dakika ağzımı bıçak açmamıştı; etkilendiğimden dolayı. İzlediklerim, yazılabilecek şeyler değil sanırım.

Neyse, pişman olmazsınız giderseniz. Gidin efendim, gidin de hayatta bazı insanların ne kadar değerli olduğunu öğrenin. Bir kez daha anlayın.

Kib Öpt By!

Devamını okuyun...

Aşk acısının anatomik yerleşimi

Dün gece, Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi kitabına devam ederken, 166. sayfada ilgimi fazlasıyla çeken bir paragrafa rastladım. Paragrafın bulunduğu bölümün adı "Aşk Acısının Anatomik Yerleşimi"ydi. Söz konusu paragrafta "aşk acısı"nı anlatıyordu ve insan bedeninde tam olarak nerelere acı verdiğini belirtiyordu. Gerçekten aşık olanlar, aşağıdaki paragrafın kendisini anlattığını hemen anlayacaklardır. Aşağıdaki paragrafta belirtilen acıyı, hayatında hiç yaşamayanlar ise hala aşık olmamış demektir. İşte o paragraf:

Acının, midemin sol yanının yukarı kısmında olduğunu belirteyim. Acı güçlendiği vakit, göğsümle midem arasındaki boşluğa hemen yayılırdı. O zaman gövdenin yalnız sol kısmında kalmaz, sağa da geçerdi. Sanki içime tornavida ya da kızgın bir demir sokulmuş, içeriden kanırtılıyormuş hissine kapılırdım. Sanki midemdan başlayarak bütün karnımda keskin asitli sıvılar birikiyordu, sanki yakıcı ve yapışkan küçük deniz yıldızları, iç organlarıma yapışıyordu. Şiddetlendikçe hacmi genişleyerek artan acı, alnıma, enseme, sırtıma, hayallerime, her yerime vurur, beni boğar gibi sıkıştırırdı. Bazan göbeğimde, tam göbek çukurunun etrafında, sanki bir yıldız şeklinde birikir ve asitli sert bir sıvı gibi boğazıma, ağzıma dolup sanki beni boğup öldürecekmiş gibi korkutur, oradan bütün gövdemi zonklatır, beni inletirdi. Elimi duvara vurmak, jimnastik hareketleri yapmak, gövdemi bir sporcu gibi zorlamak, bir an için acıyı unuttururdu; ama en zayıfladığı zamanlarda bile, bir türlü tam kapanamayan bir musluktan damlayan damlalar gibi, acının kanıma karıştığını hep hissederdim. Acı bazan boğazıma kadar çıkar, yutkunmamı zorlaştırır, bazan sırtıma, omuzlarıma, kollarıma yayılırdı. Ama her zaman asıl midemdeydi, merkezi orasıydı.
İşte böyle. Bu acıyı hissetmeyen kişiler sakın "Ben de aşığım" triplerine girmesin. Aşk acısı diye bir şey vardır ve tanımına da yukarıdaki paragraf yazılmalıdır. Gerisini sktir edin.

Kib Öpt By!
Devamını okuyun...

Düğümlendi kelimeler boğazımda

Yine yazı bana ait değil. Arkadaşım Deniz, üzüntü verici bir konu hakkında bir şeyler yazmış. "Bir konu" ne mi? Şöyle ki;

Aslında bu yazı, uzun zamandır içimde olup da kimseye söyleyemediğim bazı şeylerin tercümesi gibi, nefesimin anlamlı geldiği birkaç seneye ışık tutar gibi. Çok uzun değil, bundan birkaç sene önce; o karşıma çıktığından beri bazı şeylerin daha anlamlı, daha açık, daha net, daha farklı olduğu belliydi. Her daim mistik gelen bu ilişki, yıllardır bana daha çok şey yaşatıyor. Hiç şüphesiz ki yaşanılan şeyler o kadar güzel ki tadı her daim bende kalacak.

Dedim ya mistik geliyor onunla başlayan her şey bana. Tek bir gerçek, beni her şeyden daha çok etkiliyor; hala kabullenemiyorum. Bu duygu çok farklı, tarifi zor. Kız arkadaşım Gizem'in annesinde, kendi annemin sıcaklığını bulmuştum; O, artık benim de annem oluyordu.
Her şey çok güzel gidiyorken, yüreğimin her zamanki seyrinden çok daha şiddetli atmasına sebep olan bir haber alıyordum. Haberi aldığımda altında oturmakta olduğum ağacın esintisi, sanki anında kesilerek beni cehennem sıcağına mahkum ediyordu. Evet, aldığım haberle başladı herşey. Düşündükçe yüreğim sıkışıyor. Bir insana ilk gördüğünde bu kadar ısınamaz, onu annen gibi öpüp koklayamazsın ama ne mutlu ki ben böyle bir insanı tanımıştım. Gizem'in annesi...

Haberi ilk aldığımda, merakımın verdiği telaşla oraya buraya koşturarak hastalık hakkında bilgi almaya çalışırken, acı "son"un kaçınılmaz olduğunu öğreniyordum. Olamazdı, böyle bir insan bu kadar kolay ölemezdi. Dua ettim. Odamın balkonunda kollarımı açarak Tanrı’ya yalvardığım geceler aklımdan hiç çıkmıyor. Bir yanım kaçınılmaz gerçeğe alışmaya çalışırken; diğer bir yanım ise umutla besleniyordu. Ben bu kadar kısa sürede bu kadar alışmışken, acı çekerken; ya kızlarına ne diyecektim? Sevdiğime gerçekleri nasıl söyleyecektim? Diyemedim, on ay diyemedim. Demeye çalıştım ancak ya cümle bitmedi ya da sevdiğim izin vermedi, kabullenmek istemedi.

Aylar geçiyor gittikçe kötüleşiyordu annem. Ona dair her şey aklımda. Bir türlü aklımdan atamıyorum. Bir gün odasına gittiğimde, yatağa öylece yatmış etrafına bakarken, gözlerindeki duyguyu anlamıştım. Düğümlendi kelimeler boğazımda. Bacaklarına dokunuyor, okşuyordum. İnsanları dinliyordum ama tek kelime çıkmıyordu ağzımdan. Ağlayamıyorken yapılacak pek fazla şey olmuyor. Yanaklarına ve alnına kocaman öpücükler vermiştim, ayrıldım oradan.

O kadar yaralanıyordum ki sitem etmemek için zor tutuyordum kendimi. Kendi ailem dahi böyle güzel bir insan için her şeyi yapıyordu. Hiç onu yalnız bırakmıyorlardı. Bitmek bilmeyen hastane koşuşturmaları sonunda onu hastane odasına mahkum etti. Babamın tabiriyle "Beni bu kadar etkileyen bir olay yoktu" demişti. Yazık çok yazık. İstanbul’dan uzakta olduğum zamanlar aklımdan hiç çıkmazdı. Sevdiğime dert yanamadığımdan, oda arkadaşlarım benim kederime ortaktı. Kendimi ancak sigarayla tatmin ediyordum. Olmuyordu ne ağlayabiliyor ne de sevdiğime içimi dökebiliyordum.

Son aylarda artık içimdeki fırtınalar tarifsizdi. Artık saatlerle sıklaşan hastane ziyaretleri, beni hayata karşı biraz daha törpülüyordu. Biz böyle sitemkârken bile eşi kendini hiç bırakmadı. Hep dimdik hep metindi. Biliyordu ama yüzünü hiç asmadı. Bu nasıl bir aşktır ki Ya Rab; yokluğu cehennemin diğer adı. Ne zaman ki o aramızdan gitti; eşi boynunu büktü. Yarası kanamaya başladı. O gün hastaneye üç kere gitmiştim ama doyamadım. Ölümünden iki gün önceydi bu; saatlerce baktım ona ama doyamadım. Kalktım gecenin bir vakti, annemi görmeye gittim. Öyle güzel uyuyordu ki, öyle güzel kokuyordu ki başından ayaklarına kadar dakikalarca öptüm. Kokusu hala burnumda. Hep pişmanlık duyduğum ve asla kendimi affedemediğim bir olay vardır içimde. Annemin hastalık döneminde benden istediği ancak söyleyemediğim türküsünü, o gün de söyleyemedim. Sandalyeyi çekip dertli dertli ağıtımı yakamadım. Artık o türkü ne zaman çalsa oturup eşlik edip anneme gönderiyorum.

Ve uçup gitti aramızdan. İstediği türküdeki gibi;

"Bulutlar yoldaşın olsun,
Allah’ım seni korusun,
Yolun açık aydın olsun,
Turnalara tutun gel"

Annem, sen benim hayatımın dönüm noktalarından biriydin. Şu anda en zayıf yerimsin. Kalbimdeki delinmez, parçalanamaz, en sağlam yerdesin. Hatıraların,emanetin benimle, ölene dek...

Deniz Doğan
(Perre sere sodiri)

Devamını okuyun...

Layık olmak ya da kendini avutmak

Bazen bir kişiye o kadar çok değer verirsiniz ki, o kişi sizin gözünüzde "acayip" bir varlık haline gelir. "Acayip" bir varlıktır ve o varlığı kendinize layık olarak görmezsiniz. Dersiniz ki, ben en iyi olsam bile; o kesin benden daha iyisine layıktır. O kadar iyidir, o kadar değerlidir.

Bu söylediklerim, kimilerine göre "hastalıklı bir ruh hali"nin belirtileri gibi algılanabilir ancak bu dediklerimi anlayabilmek için "yaşamak" gerekir. Söz konusu duruma dışardan bakınca "deli saçması" etiketi de vurulabilir ki vardır bu etiketi vuracaklar bu dediklerime. Deli saçması mıdır gerçekten de, bir insana aşırı derecede değer vermek?

Düşünürsünüz, düşünürsünüz; işin içinden çıkamazsınız. Belki de cesaretsizlik vardır işin içinde. O kişinin senin yanında mutlu olamama ihtimalini düşünürsünüz. Onu mutlu edemeyebileceğinizi düşünürsünüz ve işin içinden "layık olmamak" eylemi ile çıkarsınız. "Layık olmamak" sığınacak bir liman olmuştur belki de sizin için. Çok seversiniz bu iki kelimeyi: "layık olmamak" Onu artık başkasına layık olarak görürsünüz. "Onu, başkaları mutlu edebilir" dersiniz. Yürekten inanırsınız.

"Sığınacak bir liman..." Ya bu da bir kandırmacaysa? Ya gerçekten yaşanılan bir psikolojik çöküntüyse, saçmalamaksa? Ya artık konu ile ilgili sağlıklı düşünemez hale gelmişsen? Belki de layık olmayan "o"dur. Aslında sen daha iyilerine layıksındır, bu da olabilir. Bu saçmalığın içinden sıyrılamazsın. Kafayı yiyecekmiş gibi olursun.

Bu düşünceler, bu çıkmaz sokaklar, bu bilinmezlikler seni o kadar acınacak hale getirmiştir ki; kendini küçülmüş halde buluverirsin birden bire. Belki de "o" gözünde hiç büyümemiştir, sen küçülmüşsündür. Yani bir anlamda, o sana layıktır; senin bakış açın önemlidir.

Ve en nihayetinde, tüm bunları düşünmek artık boştur. Hayat, karanlık ve loştur. Israrla bir ışık beklersin, yakaladın mı o ışığı; bir daha bırakmayacağına yemin edersin. Ufukta bir ışık görürsün, sarılırsın. Işığa olan bağlılığın, bir cambazın ip üzerindeki gösterisine benzer. En ufak bir hatan, yeniden seni karanlığa gömecektir. Temkinlisindir, bu acınacak halden kurtulmak için söz konusu ışık, sadece "ışık" değildir. O aslında "hayat ışığı"dır. Arasındaki farkı görebilen var mı?

Ya da bırakalım farkı. Bu söylediklerimi anlayabilecek olan var mı? Kafam dağınık, çok yorgunum. Kelimeleri yan yana getiremedim, cümlelerimi istediğim gibi kuramadım. Ancak çok muazzam bir şekilde, kusursuz da yazsaydım bu yazıyı; yine neredeyse herkes anlamayacaktı bu yazdıklarımı. Bir hastanın halini ancak aynı hastalığa yakalananlar bilirmiş ya, bu da böyle birşey. Değil milyonda bir rastlanılan bir hastalık; 6 milyarda bir rastlanılan bir hastalık olduğunu düşünüyorum. O nedenledir ki, kimsenin benim kullandığım bu geceki dilimden anlayacağını düşünmüyorum. "Ne yazdı bu şimdi?" demeyin siktir edin.

Ben deli oldum!

Bugün çektiğim birkaç resmi sizinle paylaşayım. Tarif edilemez bir tutkuyla bağlandığım İstanbul, bugün yine çok güzeldi. Şöyle ki;


Resimler güzel aslında. Üzerine tıklayıp, büyük hallerini de görebilirsiniz. Nokia N73 ile bu kadar çekilebiliyor.

Neyse, yine anlamsız şeylerle kafanızı sktim. İçimi dökemediğim için, içimdekileri yazıya aktaramadığım için; size anlamsız gelmiştir bu içerik. Resimleri, ferahlatıcı olsun diye şey ettim :)

Öpt kib by ;)

Devamını okuyun...

Aşık olmak, cesur olmak, pişman olmak

Az önce bir arkadaşım Msn'den "senin fikirlerine ihtiyacım var" deyip derdini anlatmaya başladı. Karışık bir durum aslında yaşadığı. Arkadaşımın çok sevdiği bir sevgilisi var ve bu arkadaşı ile üniversite hayatı yaşadığı şehirde aynı eve çıkmış. Bir kız olarak çok cesurca bir davranış olduğunu söyledim ama "amalarım"ı da kendisine açık yüreklilikle belirttim.

Bir kız, aşık olduğu bir kişiyle ailesinden habersiz aynı eve çıkabilir mi? Bu soruya aşık olmayan hemcinslerim "öyle şey mi olur, kaşardır lan aynı eve çıkan!" diyebilir ama aşık olmak gerçekten çok farklı bir şey. Bu durumu sanırım sadece aşık olanlar bilir. Aşk için bazen göze alınan şeylerin haddi hesabı yoktur.

Erkeklerin bir kız ile aynı eve çıkması, bir kıza göre daha az problem yaratabilir; o nedenle olaya erkekler açısından yaklaşmayacağım.

Aşk nasıl bir şeydir? Kim tam anlamıyla bu kavramın tanımını yapabilir ki? Dünyadaki en büyük efsanelerin kaynağı aşk değil midir? En büyük hatalar da hep aşk yüzünden yapılmamış mıdır? Aşk, doğrudan insanlığa etki eden acayip şey. İnsanı büyüsü altına alan. İşte biz insanlar da bazen bu "şey" e kendimizi kaptırıp büyük hatalar yapabiliyoruz. Bu arkadaşımın da yaptığı bir hata mı?

Msn'de konuştuğum kız arkadaşıma yeni bir ilişki için "aynı eve çıkmak" durumunun çok abartılı olduğunu söyledim. Yeni bir ilişki evet, henüz yarım yıllık; 6-7 aylık. Bana söylediği şey "ama aşık oldum". Bu söze nasıl bir karşılık verebilirim ki? İnsan aşık olunca her türlü şeyi göze alabiliyor; bu da bir göze alış.

Anadolu'daki üniversitelerde bir kızın erkekle evlilik öncesi aynı evde yaşaması hiç hoş karşılanmaz hele ki sen öğrenciysen ve 20 yaşındaysan daha kötü bir şey. O nedenle bu yaptığının çok cesurca bir hareket olduğunu da söyledim. Bu cesurca hereketi ailesi tam olarak bilmiyor. Annesi öğrenmiş gibi olmuş bugün, o nedenle "acaba ayrılsam mı?" diye de soruveriyor bana "ama ayrı nasıl yaşarım?" deyip de gerçek bir çıkmazın içerisinde olduğunu belirtiyor.

Kendisine birçok şeyden şüphe etmesini önerdim. Erkek arkadaşı neden kendisi için yaşadığı şehirden ayrılıp da onun okuduğu şehire gelmiş? Bunun sebebi sadece "aşk" mıdır? Kendisi aşkından emin ama "erkek arkadaşının aşkı"ndan emin mi?

Ve sınırlar, sınırlar, sınırlar. Erkek ve kız için "ateş ile barut" tanımı yapar ya bazıları. İşte bazen bu durum gerçekten de oluyor. Hele ki arada gerçek bir aşk var ise. Ya sınırlar aşılır da sonra çok pişman olunabilecek deneyimler yaşanırsa? Ben ısrarla kendisine ister istemez sınırları aşacağını söyledim. Ve bu konuda hala ısrarlıyım, eminim ki sınırları aşacak; kendisi ne kadar "aşmam Günay" dese de.

Ve sonuç. İçinden çıkılamayacak bir durum. Bir kızın psikolojini alt üst eden bir durum. Aslında hayatımızın da bir gerçeği. Aşık olmak, cesur olmak ve en nihayetinde pişman olmak. "Pişman olmak" eylemini "mutlu olmak" olarak da değiştirebiliriz elbet.

Ve yine sonucun bir yansıması. Önde 2 yol. Ya aşık olduğun, delice sevdiğin kişinin peşinden gidip yüreğini dinlemek ya da aileyi, okulu düşünüp "aşk"ı bir tarafa itip mantığını dinlemek. Hem "kalp", hem "mantık"; ikisi bir arada? İşte bunu başarabilen en yüce insandır sanırım.

Zor ve karışık şeyler, durumlar bunlar.

Devamını okuyun...

Aşk ne demektir, bilen var mı?

28 Ocak 2008 tarihinde Ekşi Sözlük'teki "aşk" başlığı altına şöyle bir entry girmişim:

"ekşi sözlükte, anlamı tam anlamıyla yazılamayacak tek kelimedir."

Aşkın tanımının tam anlamıyla yapılamayacağını söyledim ki bu konuda da bence haklıyım ancak "aşık olmanın belirtileri"ni sanırım sıralayabilirim. En azında bende olan belirtiler bunlar, sanırım birçok kişide de aynıdır:



  • Kendinizden çok onu düşünürsünüz.

  • Yemek yiyince aklınıza gelince, acayip bir iştahsızlık hissi belirir. Bazen günlerce yemek yiyemezsiniz.

  • Sabah güne başlarken, gün ile ilgili tüm bildiklerinizden önce onunla uyanırsınız. Kısacası gözünüzü onun adıyla açarsınız.

  • Onun söylediği en ufak "kırıcı" bir sözün sizin için "yıkıcı" etki gösterir.

  • Onun kılına zarar gelmesi ihtimalini düşündükçe delirecek gibi olursunuz.

  • Deyim yerindeyse "sıçarken bile onu düşünmek" (Böyle iğrenç bir deyim olmaz ama neyse:)

  • Onunla aranızda olumsuz bir durum gelişmişse, intiharı bile ciddi ciddi düşünürsünüz; hayattan soğur, melankoli olursunuz.

Dün bir arkadaşıma sordum, dedim ki: "sence aşk nedir?" Bana aynen şöyle dedi: "Bir vücutta 2 kişinin yaşaması, sanki vücudunda senden başka birisi daha varmış gibi oluyor"

Evet, kesinlikle haklı arkadaşım. Neyse.

Neden böyle bir yazı yazdım bilmiyorum ama "aşık mıyım lan ben?" diye kendine soranlar, yukarıdaki belirtileri dikkate alsınlar derim ben.


Devamını okuyun...