ölümler etiketine sahip en yeni yayınlar gösteriliyor. Daha eski yayınları göster
ölümler etiketine sahip en yeni yayınlar gösteriliyor. Daha eski yayınları göster

Bir paket meyve suyu, iki paket kek

Böyle herşey güzeldir. Öğretmeniniz evleniyordur, neşelisinizdir. Yanınızdaki arkadaşlarınız da neşelidir. Gülersiniz, oynarsınız, espri yapmaya çalışırsınız filan. Dönüş yoluna koyulursunuz. Yine neşelisinizdir. Hatta, daha da hoş vakitler için birkaç şey alıp parkta zıkkımlanmak istersiniz.

Bir hastanenin önünden geçerken, içerde tanıdıkların olduğunu farkedersiniz. Dalarsınız hastaneye, kim olduğunu kısa sürede öğrenirsiniz. Yanınızdaki arkadaşınızın halasıdır kalp krizi geçirmiş olan. Saniyeler öncesinde yanınızda gülen, gülümseyen, kahkahalar atan arkadaşınız göz yaşlarına boğulur. Yoğun bakıma alınmak üzere, daha büyük bir hastaneye uğurlarsınız arkadaşınızın halasını. -Ki bahsettiğim arkadaşımın halası, aynı zamanda çocukken birlikte oyunlar oynadığım bir diğer arkadaşımın da annesidir-

Parkta zıkkımlanmak için daha önce arkadaşlarınızın aldığı poşetteki abur cubur elinizde kalır. Eve gelirsiniz. Poşeti açarsınız. "Neler almışlar acaba?" diye.

Bir Dimes marka şeftali suyu, bir paket Doritos bir paket de Lays cips, iki tane kakaolu Topkek, 4 tane plastik bardak. Mümkün mü, o arkadaşlarının aldığı bu şeyleri yemek? Aklında türlü türlü hisler belirir. Üzülürsün, birkaç dakikada arkadaşınızın değişen yüz ifadeleri aklına gelir. Gülmek ve ağlamak arasındaki uçurumu bir kez daha anlarsın.

Alınan bu abur cuburlara baktıkça tarifi imkansız şeyler hissedersin. Bir an, yoğun bakımda olan komşunun kızı aklına gelir. "Acil odası"ndan ambulansa koyulmak üzere sedye üzerinde çıkarılan annesini "uyurken" gören kızın çığlığını yeniden duyar gibi olursunuz. Hastane avlusunda dolanan "eş" aklınıza gelir şimdi de. Eşi iri yarı, "dağ gibi" denilenden hani; ancak o dağ gibi adamı bile, -ki kendisi babanızın en yakın arkadaşlarından birisidir- öyle halsiz, yıkılmış bir vaziyette görmek sizi yıkar.

Bir paket meyve suyu, iki paket kek, iki paket cips, dört plastik bardak ve hastanede yoğun bakımda olan arkadaşımın annesi -yanımda bulunan arkadaşımın halası-...

Not: Yoruma kapalı bir yazı olsun istedim. Bu konuya yapılacak yorum mu var sanki?

Kib Öpt By!

Devamını okuyun...

Ölümden korkuyorum, ne var bunda?

Birisinin ölüm haberini alınca ya da konu ölümden açılınca, benim sık söylediğim şey "ecelimle ölmeyeceğim" ya da "genç yaşta öleceğim" Evet, kesinlikle bu durum böyle. Ben öyle yaşlanamayacağım, bunu hissediyorum.

Aklıma Titanic'te Rose'un Jack'e verdiği söz aklıma geldi; "yaşlı bir kadın olarak sıcak yatağımda öleceğim" böyle bir sözdü yanlış hatırlamıyorsam. İşte ben yaşlı bir herif olarak sıcak yatağımda ölmeyeceğim. Hem zaten bu şekilde ölmek isteyen kim?

Yine ortamda sıkça söylediğim sözlerden biri de "ölümden korkmuyorum" Gerçekten de öyle mi? Hayır. Kesinlikle hayır. Bunu arkadaşlarıma neden itiraf edemiyorum bilmiyorum ama sanırım ölümden ciddi anlamdan korkuyorum ancak ölümden korkmamam gerektiğini de çok iyi biliyorum. Aklıma Ömer Hayyam'ın bir rubaisi geldi. Şöyleydi:

Kim görmüş o cenneti, cehennemi?
Kim gitmiş de getirmiş haberini?
Kimselerin bilmediği bir dünya
Özlenmeye, korkulmaya değer mi?


Burda cennetten, cehennemden bahsediyor ama benim korkum elbette cennet-cehennem muhabbetiyle alakalı değil. Benim ölümden korkmamın sebebi, çok değişik. Aslında bu sebep pek de anlatılamaz. Şöyle ifade edebilirim ki, bu korkumun en büyük sebebi, insanlara olan bağlılığım ve sevgim sanırım.

Bu yazıyı okuyanlar, söz konusu korku için "ateistlerin tipik korkularından" gibi bir değerlendirme yapmasın, alnını karışlarım nitekim :) Benim ölümden korkmamın sebebi, diğerlerinin korkusu gibi değil. Başka türlü bir şey.

Aslında şöyle bir şey de geldi aklıma. Benim belki de ölümden korkmamı insanlara açıklayamamamın en büyük nedeni ideolojik fikirlerimdir. En nihayetinde savunduğum ya da savunmaya çalıştığım ideoloji "sosyalizm"e dayanıyor. Sosyalizm yanlılarının yakın tarihte nasıl öldüğünü; Deniz'in 20'li yaşlarının başında idam edilişini, Mahir'in kurşunlarla, İbrahim'in işkencelerle öldürüldüğünü aklıma getirince "ölümden korkmak" utanılacak bir şeymiş gibi geliyor bana. Ben 20 yaşındayım ama 17'sinde yaşı 18 olarak gösterilip asılan bir Erdal Eren örneği var karşımda. Aysel Gürel'in yazdığı, Sezen Aksu'nun seslendirdiği Son Bakış parçası geldi aklıma. İdam edilen Erdal Eren'in son bakışından etkilenilerek yazılmış bu sözler:

Bir söz bitişi gibi son buldu sevişler
Bir yaz güneşi gibi eritir hep bu terkedilişler


Bir an duruşu gibi, ömrün gidişi gibi
Veda ederken aşk ateşi gibi söner iç çekişler

Aman aman yandım aman
Kurşun gibi izler
Son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda

Aman aman acı yüzler
Kurşun gibi izler
Son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda


Şimdi bu örnekleri yazıp da "ölümden korkmak". Yakıştıramıyorum gerçekten de, utanıyorum.

Hem ben ölünce bırakın şahısları bu şarkılar da olmayacak, söylenen sözler, sanat eserleri... Nasıl korkmayayım?

Bu arada nedense aklıma şöyle bir şey geldi. Ölürsem filan ki bu ölüm biraz da ilginç bir şekilde olursa; haber bültenlerinde bu yazım okunur. "En son ölümle ilgili şöyle demişti ve erken öleceğini hissetmişti" gibi. Görebiliyorum lan o haberleri:)

Ve en son Nazım'ın dizeleri geldi aklıma:

"Ne ölümden korkmak ayıp, ne de düşünmek ölümü"

Devamını okuyun...