Sa'mim'i miyim neyim?

Prettyinpink, blogu Pretty in Think aracılığı ile şu konuda beni mimlemiş. Daha önce de defalarca mimlenmiştim ancak hiçbirine cevap vermemiştim, bu sefer cevap vermek istedim :) Uzun zamandır yazmıyordum zaten, bu mim vesile olsun. Öncelikle bilmeyenler için "Mim nedir?" sorusuna "Kelimelerin Soyağacı" isimli blog, kısa ve anlaşılır bir cevap vermiş: "Mimlemek, blog kullanıcılarının ortaya çıkardığı bir tür "sobelemek" oyunu. Amaç ise diğer blogcu arkadaşını mimleyip onun hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak." Bu açıklamadan sonra konuya geçelim :)

1- Bloguna neden bu adı verdin?
Şöyle bir mantıklı düşünelim bakalım. Acaba adım ve soyadım olduğu için olabilir mi? Uzatmaya ne gerek?

2- Blog yazarken star tribiyle istediğin, olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?
Garip gelecek ama bilgisayar istiyorum. Yine çok garip gelecek ama bilgisayarım olmayınca, bloguma yazamıyorum :( Olmazsa olmasım bilgisayar. Benden bağımsız bir düşünün: "Gerçekten bilgisayar olmazsa olmaz be canım."

3- En son satın aldığın garip şey?
Çok garip bir şey aldım. Canımı çok acıtıyor. Ama aldım bir kere ne yapayım? 'Al'ışmış kudurmuştan beterdir derler ya; öyle bir şey. Ne kadar canımı acıtsa da alıştım artık. Bi sn yine alayım şimdi. Ühühüh... :( (Bu cevabı ciddiye alırsanız, sizi döverim)

4- Şeker gibi olduğun anlar ne zamanlardır?
Şeker gibi olduğum anlar hiçbir zamanlardır. Şeker gibi olmak da ne demek lan? Deli mi ne?

5- “Arkadaşım artık sormayın şunları” dediğin şeyler?
Malum son 3 yıldır, aileme yük olmamak amaçlı, ekmeğimi taştan değil de internetten kazanmaya çalışıyorum. Başarılı da oluyorum hani. Bu başarımı duyanlar, "Nasıl kazanabilirim, bana da öğretsene lan Günay" diye beynime tacizde bulunuyorlar; lan tecavüze yeltenenler bile var desem inanmazsınız. "E ne var bunda, öğret onlara da?" diyorsunuz değil mi içinizden? Ya iyi de öyle öğretilecek bir şey değil ki? Üretmek nedir bilmeyen kişilere, tüketmek için kazanılacak paranın sırrını nasıl vereyim? Hadi çık bu cümlenin içinden çıkabilirsen...

6- Seksin sendeki rengi?
Seksin bendeki rengi, kırmızının en koyu tonudur. Hatta şöyle diyeyim: Bir oda hayal edin, tam karanlık değil ama karanlık işte. Elinizdeki kırmızı renkte olan cismin, rengini algılayabiliyorsunuz, "Bu kırmızıdır" diyebiliyorsunuz ancak zar zor yani. İşte o algılamaya çalıştığınız karanlık kırmızısı renk, seksin rengi bence. Neden diye sorarsanız böyle mal gibi çevreme bakarım. O nedenle sormuyoruz.

7- Aynaya bakınca gördüğün?
Yine içinizde inanamayacaklar olacaktır ama; aynaya bakınca kendimi ve arkamdaki cisimleri, eşyaları, şeyleri görüyorum. Millet aynaya bakınca "kendinden öte bir kendini" görür; ben ise o kadar yüzeyselim ki sadece "kendimi" görüyorum.

8- “Kendini okutan blog” dediğin?
Kendini okutan blog, bana göre henüz keşfedilmemiştir. Ciddi diyorum bunu, şaka olsun diye değil. Hiçbir blog yoktur ki; "Severek takip ediyorum" diyebileyim. Her blog yazarı, dönem dönem güzel yazılar yazabiliyor, muhtemelen yaşadığı dönemin ruh hali üzerindeki etkilerine bağlı tabii bu durum. Ama dedim ya "dönem dönem"... Sürekli "kendini okutan blog" kategorisine hiçbir blogu sokamıyorum. Yaa ama üzülmece yok demiştik :(

9- Bu blogun sahibi/sahibesi ile karşılaşabileceğin yerler nerelerdir?
Hayallerdir. (Tek ve etkili bir kelime kullandım ki, gizemim artsın, çekici olayım, önemli bir insan kılığına bürüneyim; yoksa "hayaller" diye bir cevap mı olur lan? Ahaha...)

Benim de birisini mimlemem gerekiyor kural gereği ancak Prettyinpink, benimle birlikte 2 kişiyi daha mimlediğinden ve bu 2 kişi söz konusu mimi devam ettirebileceklerinden, ben de bir başkasını mimlemeye gerek duymuyorum. Ayrıca, ben birisini mimlersem ve o beni ciddiye almazsa, burdan acayip küfürler ederim. Yani sa'mim'i diyorum bunu. O nedenle de kendi açımdan, buracıkta mim şeyini bitiriyorum. Bu kadar da bencilim, bu kadar da gerizekalının önde gideniyim.

Kib Öpt By!

Devamını okuyun...

Absinthe; Yeşil Peri

Bugün biraz farklı bir konudan bahsedeyim. Başlığı okuyanlar, merak etmiştir haliyle. "Nedir acaba bu Absinthe?" diye. Bilmeyenler için kısaca söylüyorum: Absinthe, alkol oranı çok yüksek olan sert bir içkidir. Pelinden imal edilen bu içkiyi neden tanıtma gereği duydum? İnanın ben de bilmiyorum. Kendisi hakkındaki efsanelerdir belki de dikkatimi çeken.

Absinthe'in belli başlı çeşitleri var. Bu çeşitler içerisinde en çok dikkat çekeni şüphesiz ki yeşil renkte olanı. Zaten Absinthe'i bu kadar meşhur kılan özelliği de zümrüt yeşili olması. Hatta direkt "Yeşil peri" olarak da çağrılıyor bu içki. Zaten birçok tanıtım fotoğrafında, yanında bir pericik de görürsünüz ki çok sevimlidir bu peri. Şimdi gelelim Absinthe'in acayip ve efsaneni etkilerine.

Vincent Van Gogh'u bilirsiniz. Dünyanın en ünlü ressamlarından birisidir kendisi. Bu abimizin kulağını kesip zarfa koyduğunu; zarfı da sevgilisine gönderdiğini de bilenleriniz vardır. İşte Van Gogh'un kulağını kesmesine neden olan "şey"in bu içki olduğu söylenmekte. Yani Absinthe içen Gogh abimizin kafası güzel oluyor ve o kafayla kulağını kesip sevgilisine gönderebiliyor.

1800'lü yılların sonlarındai özellikle de Fransız sanatçı ve entelektüeller, birçok eserini meydana getirirken, bu içkiden faydalanmış. Yani kısacası, bu Absinthe'i içenlere bir şeyler olmuş, ilham gelmiş, yaratıcılıkları en üst seviyeye çıkmış ve başlamışlar üretmeye. Örneğin Ernest Hemingway, "Çanlar kimin için çalıyor?" isimli eserini yazarken, ne içiyormuş dersiniz? Tabii ki Absinthe.

Sadece Absinthe'i anlatmak üzere kitaplar bile yazılmış. Bettina J. Wittels ve Robert Hermesch'in yazdığı "Absinthe Sip of Seduction" bu kitaplardan birisi. Söz konusu kitapta, Absinthe'in nasıl üretildiğinden nasıl içilmesi gerektiğine, hangi ülkelerde yasak olduğundan sanat üzerindeki etkilerine kadar birçok konuda bilgi veriliyormuş.

Absinthe ile ilgili birçok ünlü grup ve sanatçı şarkılar üretmiş, birçok ressam tablolar yapmıştır. Örnek yine verelim. Picasso'nun çizdiği ve tek başına kederli bir halde Absinthe içen bir adamı tasvir ettiği, "The Absinthe Drinker" tablosu, en bilinen örneklerden birisi. Ayrıca Edouard Manet ve Edgar Degas'ın da yine aynı isimde tabloları varmış.

Türkiye'de henüz satışına tam olarak izin verilmemiş olan bu içki, birçok Avrupa ülkesinde de yasaklı. Bu içkinin etkisi çok fazla olduğundan ve az miktarda bile içenin varsanılar gördüğünden, bu yasaklar konuluyormuş. Durum öyle bir hal almış ki, 1900'lü yılların ortalarına doğru, Absinthe ile Mücadele dernekleri" bile kurulmuş desem inanın.

Absinthe içenler, durumu o kadar abartmış ve bu içkiye o denli bağlanmışlar ki; Absinthism akımından filan bahseder olmuşlar ciddi olarak. Hiç o konuya değinmeyeyim.
Ben de bu pahalı ve bol alkol oranlı içeceği, bir kez de olsa tatmak istiyorum. Güzel olurdu be hani.

Mesela düşünün, ayık kafayla burada harika yazılar çıkarıyorum. Birçoğunuz yazılarımı okurken "Ulan ibneye bak hele süper yazmış yaa" diye içinizden söyleniyorsunuz. Beni öve öve bitiremiyorsunuz... Ya bir de Absinthe içmiş bir vaziyette buraya bir şeyler yazsam? Ressamlar tablolarını, şairler şiirlerini, yazarlar romanlarını Absinthe içerken ortaya koymuş. Onlar koymuşsa ben de koyarım! Vallahi bak!

Kib Öpt By!

Devamını okuyun...

ÖSS Yerleştirme Sonucu: "İnşaat Ameleliği"

Biliyorsunuz, birkaç gün önce ÖSS yerleştirme sonuçları açıklandı. Ben de İstanbul Üniversitesi'nde Felsefe okumak hayali ile yanıp tutuşan bir genç olarak, bu sonuçları merakla bekliyordum. Bekliyordum da beklemesine, TC kimlik numaramı yazdıktan sonra karşıma çıkan tablo, beni hem güldürdü, hem de ağlattı.

ÖSS yerleştirme sonucumdaki tabloda bölüm olarak aynen şöyle yazıyordu: "Yan Taraftaki İnşaat" Önce bunu, yan tarafımızdaki inşaatın sürdüğünü bilen birisinin şaka yapmış olabileceğini düşündüm ve okuduğum an, sabahın 9.30'unda kahkaha atmaya başladım. Sonra aynen filmlerdeki gibi oldu. Hani kahkaha atan "esas", birden bire ağlamaklı olur ve kahkahası ağlamaklı bir hal alır ya; aynen öyle oldum. Sesli sesli gülerken, sesli sesli ağlar buldum kendimi.

Gülerken elbette şaka olduğunu sanıyordum, sonra "Koskoca ÖSYM'nin sitesinde şaka yapılır mı lan hayvan?" diyen içimdeki ses, benim gerçeği kavramama sebep oldu. Bu bir şaka olamazdı. Ve ağlamak ağlamak ağlamak... Kendinizi benim yerime koyun, şöyle bir sonuç:

TC Kimlik No: 671471*****
Adı Soyadı: Günay Doğan

Yerleştiği Yükseköğretim Programının;

Üniversite: Yan Taraftaki İnşaat
Fakülte: Dış Cephe
Bölüm: İnşaat Ameleliği
Tercih Sırası: X Yerleşme Türü: Genel
Kayıt Tarihi: 31/08 - 07/09/2009
Kayıt Adresi: Yan taraftaki dış cephe sıvası devam eden inşaat (Kayıt işlemleri için Veli Usta ile görüşülecek, kayıt sırasında vesikalık 1 adet fotoğraf yeterli)


Hemen hocalarıma ulaştım tabi haliyle. İçlerinden birisi ÖSYM'nin Ankara'daki merkezini aradı. Telefona çıkan yetkili, bir kez daha benim TC kimlik numaramı istedi ve bir kez de kendisi kontrol etti sonucu. "Evet, sonuçta bir yanlışlık yok" diyen görevliye, öğretmenim "Nasıl olur bu?" sorusunu yöneltti. Yetkili ne dese beğenirsiniz? Dedi ki: "Millet iş bulamıyor, öğrenciniz inşaatta çalışacak fena mı oldu?"

Şimdi bilmiyorum ki ne desem arkadaşlarım. Şaka gibi olan bu duruma gülmeyin siz de. En nihayetinde benim hayallerimle oynandı. Gülünç bir şeymiş gibi görünen bu hadise, benim moralimi alt üst etti. Düşündükçe nefes almakta zorlanıyorum. Benimle bu şekilde taşak geçilmesi -hele ki koskoca ÖSYM tarafından-, hiç hoşuma gitmedi hiç.

Not: Yukarıdakilerin hepsi yalandır, dolandır, saçmadır, sapandır. Yerleştiğim bölüm tabii ki bu değil:) Bu aralar pek saçmaladığımı farkettiğim için sabahın 4 buçuğunda böyle bir yazı yazma gereği duydum. Sakın "Ya tam da inanmış gibiydim abi" demeyin size uçan tekme atarım. Lan insan hiç yan taraftaki inşaata yerleştirilir mi? Dağılın lan!

Not 2: "İnşaat ameleliği" ile dalga geçer gibi bir vaziyetteyim ancak amacım mizahi bir hava yaratmaktı. Yoksa benim akrabalarım da inşaat amelesidir, ben de zamanında onlara yardım ederek bu işi yapmışımdır. Onlara en içten selamlar!

Kib Öpt By!

Devamını okuyun...

Özde değil 'Sözde' Hediye Çeki

Gece gece maillerime bakayım dedim. Baktım "Tebrikler" başlıklı bir mail gelmiş. Her zaman gelen spam maillerden sandım; hatta tam silecektim ki, baktım gönderen kısmında "Sabah.com.tr" yazıyor. "Neden beni tebrik ediyor bu herifler?" merakıyla tıklayıp açtım maili. İlk kısım aynen şöyle:

Sayın GÜNAY DOĞAN,

"Üyeliğini güncelle hediye çekini kazan!" kampanyamız sonucu Bimeks'ten 150 TL'lik hediye çeki kazandınız.

Hediye çekinizi 11 Ağustos 2009 - 21 Ağustos 2009 tarihleri arasında adreslerini sabah.com.tr'de duyurduğumuz Bimeks Mağazalarında harcayabilirsiniz.


Yukarıdaki kısmı okur okumaz "E bu süper valla!" diye sevindim, eteklerim zil çalıverdi. Boş bulunduğum bir anda bu kampanyaya katıldığımı hatırladım. "İyi ki katılmışım be!" dedim içimden.

Buraya kadar her şey normal değil mi sevgili arkadaşlarım? Yani, 150 TL kazanmışım filan, oh ne güzel...

Yukarıda alıntıladığım kısmın hemen altında "Hediye çekinizi nasıl kullanacaksınız?" başlıklı tek cümleden oluşan bir açıklama daha vardı. Bu açıklamada da aynen şöyle diyordu:

Kimlik veya ehliyetinizle beraber aşağıda adreslerini verdiğimiz Bimeks mağazalarında Ad-Soyad Telefon bilgilerinin teyit edilmesi sonrası hediye çekinizi kullanabilirsiniz.

Tamam, iyi gidiyoruz. Hala bir problem çıkmış değil; ancek gelin görün ki onun da altındaki "Önemli Not" kısmı, sinir katsayımın tavanı delmesine yol açtı. Neymiş bu kısım:

150 TL'lik hediye çekiniz sadece Medion Fotoğraf makineleri için geçerlidir.

"Ulan şeref yoksunu insanlar" diye söylenmeye başladım, bir hediye çeki verdiniz, bari adam akıllı kullanmamıza izin verin, değil mi ama? Yine de bedavaya bir fotoğraf makinem olacağı aklıma geldi ve hiç yoktan iyidir mantığıyla sakinleşmeye başladım. Ama durum bu kadarla sınırlı kalsa iyi.

"Neymiş lan bu almak zorunda olduğum Medion marka fotoğraf makinası?" deyip Bimeks'in web sitesine giriverdim. Medion marka fotoğraf makinelerinin olduğu sayfayı da buldum; bulmaz olaydım. En ucuz fotoğraf makinesi 320 TL. Yani sevgili pek zeki arkadaşlarım, benim bu 150 TL'lik sözde hediye çekini kullanabilmem için 170 TL ödemem gerekiyor.

Bu kampanyayı düzenleyenler, onun bunun çocuğu değil, nitekim anneleri babaları belli.
Bu kampanyayı düzenleyenler, gerizekalının önde gideni de değil, nitekim kampanya organize edebilecek seviyedeler.
Bu kampanyayı düzenleyenler, şerefsiz de değil, nitekim onların şerefi bizim konumuz değil.
Bu kampanyayı düzenleyenler, götveren de değil, nitekim neden götveren olsunlar ki manyak mısınız, tertemiz adamdırlar işte.

E peki bu kampanyayı düzenleyenler nedir ya nedir? Ulan bir hediye çeki kazanmışım, ağız tadıyla harcatmayacak mısınız lan? Madem ki harcatmayacaksınız, neden böyle bir kampanya düzenliyorsunuz lan?

150 TL'lik hediye çekini kullanmak için 170 TL ödeme mecburiyeti, hangi akla hizmet lan ibneler? Nasıl sinirliyim ya gece gece.

Kib Öpt By!

Devamını okuyun...

Evlenme Teklifi Etmek Kolaydır

Vallahi bak. Evlenme teklifi etmek kolaydır. Şimdi nasıl teklif edeceğinizi anlatacağım. Değer miydi bunca kafayı yemelerinize? Değer miydi "Nasıl teklif edeceğim mına koyim :(" bunalımlarına? Şimdi bu yazının tamamını okuyorsun ve uygulamaktan da çekinmiyorsun. Bu tekliften sonra, seni kabul etmeyen odunu, zaten bırak gitsin. Bu arada bu yazıyı, tamamiyle evlenme teklifi etmek isteyip de edemeyenlere atfediyorum, evlenmek ile uzaktan yakından alakanız yok ise ya da "Beni kimse almaz zaten ühühü" diyorsanız, sağ yukarıda bir yerlerde sayfadan çıkış şeysi olması lazım.

Malzemelerimizi sayıyorum yavaş yavaş. Öncelikle bize bir adet boğaz lazım. Boğaz dediğim insan uzvu olandan değil; doğanın uzvu olanlardan. Ya da daha açık konuşayım. Bir adet İstanbul Boğazı. Bir adet sandal. (Sandal ile ilgili espri: Mustafa Denizli denize düşmüş, onu kim kurtarır? -Mustafa Sandal) Bir adet 3 TL değerinde şarap. (Genelde sokak bakkallarında olur) 2 adet plastik bardak. Yüzüğü unutmayın. Gelelim faaliyete.

Şimdi malzemeleri sayınca bile hemen canlanmıştır gözünüzde evlilik teklifi. Boğaz filan, sandalla açılmak, evlilik teklifi, yüzük, ardından şarap... Ama değil öyle, bize ayrıntı lazım arkadaşlarım. Sanıyorum, güzellikler ayrıntılarda gizli.

Sıradan bir günmüş gibi kız arkadaşınızla gezintiye çıkıyorsunuz. Havanın karardığı bir vakitte, sahilde beraber yürürken, İstanbul boğazını seyre dalmışken, birden saf numarası yapıp "Bil bakalım aklıma ne geldi Gülizar?" diye kız arkadaşınıza bir soru yöneltiyorsunuz. Kız arkadaşınız da size bakıp "Ne geldi Halil?" der demez, "Ne gelecek, tabii ki sandalla açılmak canım" deyip sandalı kiralayabileceğiniz mekana adımınızı atıyorsunuz. (Böyle mekanlar vardır sanıyorum) Önceden mekana gelip, "Sandalı nasıl yüzdürürüm, nasıl alabora olmam?" gibi soruların cevabını, sandal kiralayıcısı orta yaşlı amcadan almanızın yanı sıra sahip olduğunuz havai fişekleri de sandalın görünmeyen arka kısımlarında bir yere itina ile yerleştiriyorsunuz. Neyse. Sandala bindikten sonra, kürekleri çekmeye başlıyorsunuz. Denize doğru açılıyorsunuz. Daha sonra büyük gemilerin geçiş güzergahında bir yerlerde duraksayıp, koca geminin gelip sizi altına alıp batırmasını bekliyorsunuz. Son cümleyi çıkarın. Nerde kalmıştık?

Denizde yol alıp, sahildeki ışıkları izlemeye koyulmuşken, içindeki "Olum amacın evlilik teklifiydi hayvan" diyen sese kulak verip faaliyete geçiyorsunuz. Kız arkadaşınızın yanına sokulup "Eeee daha daha ne var ne yok" diye soruyorsunuz. Kız, "Yine öküzleşme rica ederim" der demez "Şakadan da hiç anlamıyorsun ha tatlım, cicim, aşkım, sevgilim, güzelim, bitanem..." diye diye kız arkadaşınızı yavaş yavaş yamultuyorsunuz. (bkz: yamultmak)

Ortamın biraz kıvamına geldiğini düşününce -ki bu anı iyi yakalamanız lazımdır-, yavaş yavaş sıranın evlilik teklifine geldiğini anlıyorsunuz. Bu arada şaraplar aklınıza geliyor ancak teklifinizin kabulünden o kadar eminsiniz ki, sonradan içebileceğinizi planlıyorsunuz. Ve artık zamanıdır. "Gülizar'ım?" diyorsunuz, "Efendim Halil?" der demez, "Yok Bi'şey" deyip bir kahkaha patlatıyorsunuz ki ortalık şenlensin. Çünkü cenaze merasimi gibi evlilik teklifi olmaz. Yani hayal etsenize, "Efendim Halil?" dedikten sonra "Bizim Haydar abinin kardeşi Süleyman ölmüş" derseniz de uyar yani. Olmaz böyle, ortalıkta şenlik olmalı, biraz neşelenin!

Yeniden "Gülizar'ım?" diye çağrınızı yapıyorsunuz, "Ne var lan?" dedikten sonra ('Lan' demesinin nedeni az evvel yaptığınız 'yok bişey' esprisidir, canınızı sıkmayın) "Benimle evlenir misin?" diye büyük teklifinizi yöneltiyorsunuz. Yüzüğü de cebinizden çıkarıp kutusunu açmış vaziyettesiniz; diz çökmüş konumdasınız. Gülizar, az evvel "Lan" dediği için kendinden utanacak ve o anki ruh hali ile teklifinizi kabul edecektir. Eğer kabul etmezse bilin ki o kızda bir problem vardır. O kız olmamıştır yani; bir arıza filan vardır. Çünkü ben ayarladım her şeyi, kızın burda kabul etmesi lazım. Ciddiyim bak.

"Evet Halil evet" diyen Gülizar'a sarılıp istediğiniz yerine bir öpücük konduruyorsunuz, yüzük faslını da bu arada hallediyorsunuz. Bu arada öpücük ile ilgili "istediğiniz yer" derken aklınıza hayvanca şeyler gelmesin, rezil olursunuz valla. Öptükten sonra yeniden oturduğunuz yere doğrulup, tam karşısında oturuyorsunuz, ona bakıyorsunuz. Bu anda sessizlik oluyor. Gülizar "Eeee, bu muydu?" der gibi size bakıyordur muhtemelen. Sizin de o an aklınıza bakkaldan aldığınız ucuz şarap ve 2 plastik bardak gelecektir. "Kutlayalım" vb. bir kelime ağzınızdan çıkar çıkmaz, şarapları bardaklara dolduruyor ve afiyetle içmeye başlıyorsunuz. Gerçi yine de bir eksiklik olduğunu hemen farkettiniz değil mi? Tabii ya... Havai fişekler. Unuttunuz!

Aklınıza şimşek gibi havai fişekler çakıyor o anda. "Hassiktir yaa" deyip arkaya doğru havai fişeklerin olduğu yere doğruluyorsunuz. O kadar ani hareket ediyorsunuz ki, sandal önce bir sağa bir sola kuvvetlice salınıyor, daha sonra da yana doğru 90 derece eğilerek, su almaya başlıyor. Her şeyin içine sıçmışsınızdır. Bu andan sonra evlilik teklifini bir kenara koyup can derdine düşmeniz lazım. Boğazın serin suları, vücudunuza değer değmez, tüm avazınızla "İmdaaaaat!!!" diye bağırıyorsunuzdur. Birkaç yüz metre ilerde, balık avlamaya çıkan tekne, ışığını size doğru tutup, bulunduğunuz konuma hareket etmeye başlamıştır. Başlamıştır da iş işten çoktan geçmiştir, o suya girip ıslanacaksınızdır. O kesin. Bari, boğulmayın anasını satayım ya işe bak. Offf, anlatmıyorum lan. Bu ne böyle. Halil Allah belanı versin. Yani ben anlatıyorum seni ama işin içine bu kadar da sıçılmaz ki. Ettin güzelim evlilik teklifinin içine. Ne adam gibi plan ne program yapmışsın. Sktir git manyak. Anlatmıyorum lan. Gülizar'ın hale bak hele :(

Kib Öpt By!

Devamını okuyun...

Hayırlı Haberlerini Bekliyoruz Paşam!

Kenan Evren yeniden hastalanmış. Şu an hastanede yoğun bakımdaymış. Bu arada o kadar çok yaşamış ki 92 yaşını devirmek üzereymiş. 92 dedim aloo! 17 yaşındaki insanlarımızın asılmasına onay veren, 80 darbesinin mimarı ve bizzat uygulayıcısı olan bu adam 92 yaşında.

"İyiler erken, kötüler geç ölür." derler ya; bu deyişin de boku çıkmamış mı ama önümüzdeki örnekte? Yani kötü adamlar çok yaşar da; bu kadar mı çoook yaşar? Bol "o" harfi kullandım çünkü haddinden fazla yaşamış bu adam.

"Bir insanın ölümünü arzulayacak kadar cani misin Günay?" diyen arkadaşlara sesleniyorum: "Evet efendiler, o kadar caniyim." Hatta mevzu bahis Kenan Evren ise, hayallerinize sığamayacak kadar caniyim.

Kenan Evren'e olan kinim, sadece idamlık gençler için, işkencelerde katledilenler için, evlerinden yurtlarından olanlar için değil elbette. Şu an çevremde gördüğüm birçok kirlenmişliği kendisine bağlıyorum. Duyarsızlığımızı, koyunlaşmış bir vaziyette olmamızı, robota döner bir yanımız olmamızı... Hepsinin mimarı olarak görüyorum Kenan Evren'i.

Merhametli değil şüphesiz ki Kenan Evren. 63 yaşındayken, yani bir "dede" yaşındayken, yine torunları yaşındaki gençleri idam sehpalarına gönderdi, hatta bizzat ipi kendisi geçirdi boyunlara. "Gerçekten geçirdi mi?" sorusunu yöneltenler olacaktır muhakkak. Evet, geçirdi. Daha dikkatlice bakabilirseniz ve biraz da geniş düşünebilirseniz; Kenan Evren'in, yüzü korkunun etkisiyle büzüşmüş gençlerin boynuna yağlı urganı geçirdiğini görebilirsiniz. İpi geçirirkenki sinir edici gülüşüne ne diyorsunuz?

Dedim ya merhametli değil Kenan Evren. 63 yaşında bir dedeyken bile merhametli değildi. Şimdi ben, 21 yaşında bir genç olarak, kanı delice akan bir genç olarak, merhamet edemiyorum bu adama.

Tutuklulara kendi dışkılarını yediren, kuduz köpekleri mahkumların üzerine salan, yepyeni işkence tekniklerini gencecik bedenlerin üzerinde deneyen bir zihniyete nasıl merhamet edeyim ben?

Kendisi ilk kez bizi sevindirsin. Rica ediyorum ilk ve son kez sevindir bizi Kenan Evren. Senden yana bir hayırlı haber gelsin. Hem 92 yaşındasın, yeter gördüğün çıplak kadınlar. Sahi, işkencede katledilen çıplak bedenlerin resmini de yapabilir misin paşam? Hep seksapalite olmasın renkli sanat yaşamınızda. Biraz kan, gözyaşı, çığlık olsun. Kısacası "yalan" olmasın, "gerçek" olsun paşam.

Ayrıca "paşam" ne be? Neyse.

Kib Öpt By!

Devamını okuyun...