Cem Yılmaz, Var mısın Yok musun?

Televizyon ile aynı odada değilim. Yani televizyon, benim odamda değil diyeyim kısaca. Ancak kulağım, televizyondaydı. Acun adlı herif, "1 numara geliyor, 1 numara geliyor" diye çığlık atıyordu. Tarihin de 15 Şubat olduğunu söylüyordu.

Bugün açıklamayacak galiba "1 numara"yı derken açıklayıverdi: Cem Yılmaz. Valla 1 numara mı bilemiyorum ama o gün, Var mısın Yok musun, muhtemelen tarihindeki en yüksek izlenme oranına ulaşacaktır. Dünya starlarına yapılacak olan muamelenin aynısı Cem Yılmaz'a da yapılır mı bilmem ama program ertesinde bu blogda yazacağım çok şey olacak; kesin! Gelsin hadi 15 Şubat :)

Kısa kısa kısa...

Kib Öpt By!
Devamını okuyun...

Bu site bilgisayarınıza zarar verebilir

Google, belki de yıllar sonra ilk kez bu kadar büyük bir problem ile karşı karşıya. An itibariyle Google'da ne aratırsak aratalım "Bu site bilgisayarınıza zarar verebilir" uyarısı çıkıyor ve siteye girişe izin vermiyor.

Sorun sadece Türkiye'de değil. Bütün dünyada aynı sorun var. Anlayacağınız şu an dünyada internet çökmüş gibi görünüyor. Hiçbir siteye ziyaretçi giriş yapamıyor. Google resmen diyor ki: "İnternet bitti dağılın ulen" Tamam, anladık değerini Google. Yeniden eski haline dön.

Şuraya tıklayıp, ilginçliği görebilirsiniz. "Google" diye aratınca bile aynı hata.

Kib Öpt By!
Devamını okuyun...

Tayyip Erdoğan Şimon Peres tartışması

Recep Tayyip Erdoğan'ı bilirsiniz... Hani "Kasımpaşalı olduğu için sert tanımlaması yapılan ve bu sertliğiyle övünülen başbakan." Bugün İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'e ayar verdi kendisi. Ben de izlerken bir hoş oldum. "Aferin lan, ilk kez hoşuma giden bir iş yaptın" diye söylendim. Erdoğan'ın bu şahsi söylemime çok ihtiyacı var mıydı tartışılır ancak Erdoğan'ın Peres'e gösterdiği tepki ve hemen akabinde kamuoyunda yapılan değerlendirmeler, kesinlikle 'tartışılır.'
Bildiğiniz üzere Erdoğan'ın tepkisinin hemen akabinde, kendisi ülkemizde birçok kesim tarafından "kahraman" ilan edildi. Hatta bu ilan edişi daha iyi anlayabilmeniz için kendimden somut bir örnek vereyim. Gecenin bir yarısı cep telefonuma bir mesaj geldi. Mesaj, AKP il başkanlığındandı. "Nasıl olur?" demeyin, bal gibi de olur. Mesajın içeriği ise daha ilginç.

Gönderilen mesajda "Bu gece 01.30'da dünyanın yeni liderini karşılıyoruz" yazıyordu. "Ne lan bu şimdi, şaka mı?" diye düşünürken, durumun ne olduğunu birkaç dakika sonra anladım. Meğerse, AKP il teşkilatı, Davos'tan dönen Erdoğan'ı karşılama programı düzenlemiş ve bu programa davet için insanlara mesaj atmış. "Senin numaran ne arıyor AKP il teşkilatında?" diye soranlara da şöyle belirteyim ki: Ben belediyeye burs başvurusu yaptığımda telefon numaramı da yazmıştım, bu numaramı meğerse belediyeye değil direkt AKP'ye yazmışım. Muhtemelen bana gelen mesajın tıpkısı, birçok üniversite öğrencisine de gitmiştir.

Gecenin bir yarısı, söz konusu mesajı atarak insanları rahatsız etmekten çekinmeyen bir zihniyetten bahsediyoruz. Dünyanın yeni lideri olmak, Peres'e "İnsan öldürmeyi iyi bilirsiniz" demekle eş değermiş. E sorarlar adama; İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad, İsrail ve bilimum emperyalist ülke başkanlarına hergün neredeyse küfür etmiyor mu? Hugo Chavez, milyonlarca kişinin önünde Bush'a 'eşek' demedi mi? Yani çok yakın zamanlarda bu yaşananlar. Erdoğan, dünyanın lideri olmuşsa; bu sözlerden sonra Chavez, nerenin lideri olacak onu şey edemedim.

Benim de sevinç dolu izlediğim anlar, 'duygusal' anlardır. Yani şöyle diyeyim ki; Erdoğan'ın verdiği tepkiden sonra "Oyum Tayyip'e valla" demek cahilliğin göstergesi olur. "Nerden çıktı bu oy meselesi?" diye sorabilirsiniz; ancak bu yapılanın, yaklaşan yerel seçimler öncesinde, etkili olabilecek bir eylem olduğunu unutmayalım.

Bir üslup sorunu var Erdoğan'da. Şimon Peres'e karşı bu kötü üslubunu kullanınca sevindim; iyi hoş da aklıma aynı üsluptan ağzı yanan işçilerimiz, köylülerimiz, memurlarımız geldi. "Ananı da al git" cümlesi, Erdoğan'ın kötü üslubunun halk üzerindeki en bilinen göstergesidir ki bu cümle hepinizin hali hazırda hatrındadır.

Yani ortada kötü bir üslup sorunu vardır. Bu kötü üslup uygun bir kişiye denk gelmiştir; iyi olmuştur. Sık olarak halkımız da bu kötü üslubun muhattabı olmaktadır; kötü olmuştur. Akıllardaki kavram karmaşasını aşmanın bir yolu olmalı.

Not: Geçen yazıda "Blog yazarları şok olacak" diye bir başlık atmış ve "kuvvetli yazar" diye tanımladığım bir arkadaşımın yazısını blogda yayınlayacağımdan bahsetmiştim. Bu durum, maalesef iptal olmuştur. Bu durum için özür dilenmez sanırım. En nihayetinde saçma bir blog olduğumuzu taa aylar öncesinden belirtiyordum. Böyle sıçışlarımız da oluyor bazen...

Kib Öpt By!

Devamını okuyun...

Blog yazarları şok olacak!

Bundan sonraki yazı çok büyük bir isme ait olacak. Kendisini henüz tanımıyorsunuz ama tanıdığınızda "Oha bu kadarını da beklemiyorduk" diyeceksiniz. O kadar ki kalemi kuvvetli, o kadar ki etkileyici bir yazar.

"Kim bu acaba ya?" diye düşünmeye başlamayın hiç; bulamazsınız nitekim. Kendisini blog aleminde ilk kez göreceksiniz ve deyim yerindeyse şok olacaksınız. Bu kadar harika bir yazarı, sizinle daha önce tanıştırmadığım için bana küfür edeceksiniz. Açıkcası sırf bu küfürleri işiteceğim için şu ana kadar onun yazısını yayınlamadım ama büyük gün geldi çattı.

Takip edin bir sonraki yazıyı, pişman olmayacaksınız. Ben de çok heyecanlıyım nitekim; elim ayağım titrek vaziyette.

Kib Öpt By!
Devamını okuyun...

Beyninizi yıkamak istiyorum!

Bir an aklıma, herkesin beynini yıkama isteğim geldi. Evet, ilginç bir istek gibi ancak güçlü bir istek bu. İlan ediyorum artık. Bu aklımda olan isteği, gerçekleştiriyorum da siz farketmeden aslında. Bu blog sayesinde birkaç kişinini de olsa beynini yıkamak istiyorum. Onların beynine, zehirli fikirlerimi sokup, muhalif bir kişi olmalarını istiyorum, bunun için sürekli yazmaya çalışıyorum.

Benim yazılarımı oluşturan ana etmen "siyaset"tir. Araya, saçma sapan konuları soktuğuma bakmayın. Değişik konularda da yazmamın sebebi, pek dikkat çekmemektir. Yoksa amacım belli, burda birkaç kişinin daha beynini yıkasam kardır. Ya da beynini yıkayamadıysam, bari kafasını karıştırayım derim genelde. Kafası karışmış insan, beyni yıkanmaya en müsait olan insandır.

Beyni yıkanmaya muhtacız aslında hepimiz. Benim beynim zaten yıkanmış ama isterim ki daha fazla yıkansın. Öyle bir yıkansın ki her şeye isyan edebilir bir vaziyete bürüneyim. Hep muhalefet, hep muhalefet ve yine muhalefet.

Yine de söylemeden edemeyeceğim ki beynimi yıkayanlar, zamanında adam gibi yıkayamamış. Hala bazı şeylerden çekiniyorum, ürküyorum; bazı şeylerden uzak duruyorum. Oysaki tam olarak beynim yıkanmış olsaydı, fikirlerimi savunurken cesaretli de olurdum ki fikir savunurken cesaretli olmak, başlı başına "cesaret"tir. Karışık gibi görünebilir son cümlem ama neyse.

Ben ne kadar da burdan beyin yıkamaya çalışsam da, bazen soruyorum kendi kendime "Ulan Günay, senin beynin tam yıkanmış mı ki başkalarının beynini yıkamaya çalışıyorsun?" Beyninin hala yıkanacak tarafları yok mu? Beynin bir fikir ile tertemiz yıkanmış mı? Kirli yanlarını göremiyor musun? Ahlaksız düşünceleri, yozlaşmış hisleri, karanlık şeyleri atabildin mi beyninden?

Yeniden beynimin yıkanmasına ihtiyaç duyuyorum sanırım. Dışarıdan bakıca "Ne güzel de yıkanmış bu çocuğun beyni." diyenelere sesleniyorum: Hayır efendim, benim beynim hala yıkanmamış; kirli olan yanları var. Mesela cesaretsizlik bir kirliliktir benim için. Mesela basiretsizlik de mevcut bende. Hep, beynimi adam gibi yıkayamadığınızdan bunlar. Sitem de ediyorum bir bakıma.

Haddimi bilemiyorum ki ben. Haddimi bilemeden, burada beyin yıkamaya çalışmalar filan. "Kim bu misyonu yükledi ki sana Günay?" diye soran da yok işin kötüsü. Neyse yahu, beyin yıkayamasam da kafa karıştırıcı özelliklerim olabilir. Benim ne kadar zararlı olabileceğimi anlayanlar var. Gerek yorumlarda gerekse gönderdikleri maillerde "senin gtünü keseceğiz ulen ibne" gibi söylemlerle, benim ne denli tehlikeli olduğumu anlamışlar. Ya diğerleri? Diğer saflar...

Beyninizi yıkayanlardan korkun. Çünkü genelde tam olarak yıkayamıyorlar. Bir taraf yıkanmış, diğer tarafınız hala kirli... Bu şekilde olmaması için "Senin beynini yıkayacağım hahaha" diye söylenenlerden kaçın. Muhtemelen böyle demezler ama hareketleriyle sanki der gibi olurlar.

Bir bok anlamadınız bu yazıdan ama bir şey anlatmak değildi niyetim. İroni mi gerçek mi diye çözmeye çalışadurun siz. Bu yazının da beyin yıkamaya çalışan bir yazı olduğunu farkeden überzekalıları görüyorum. Selamlar efendim!

Kib Öpt By!

Devamını okuyun...

Viktorya Sikrıt'ın Adriyana Lima şeysi

Adriana Lima; çok sevdiğim, takdir ettiğim bir top model. Kendisinin benim sevgi ve takdirlerime çok ihtiyacı var zaten. Yarışmaya katılmadan kendisiyle bizzat görüştüm. Boğazda akşam yemeğini birlikte yedik. Daha sonrasını maalesef anlatmayacağım, "Yaaa lütfen anlat Günay" diyen arkadaşlara; alt göz kapağımı, parmağımla aşağı doğru indirip "pışııık" diyorum.
Gece gece, gözümüzü ve gönlümüzü açan Adriana Lima ve Var mısın Yok musun yarışmasından bahsedeceğim. İzleyen erkekler, muhtemelen ağzı açık bir vaziyette seyretmişlerdir. Kızlar da "Ya güzel ama abartıldığı kadar da değil hani" diyerek bir bakıma, kendilerini iyi hissetmek istemişlerdir ama o kızlara diyorum ki "Adriana, insan üstü acayip bir şey." Daha önce de sık sık fotoğraflarına bakıp bakıp, "Bu insansa, ben ne oluyorum pardon?" diye soruyordum. Her ne kadar karşı cins olsam da... Sıcakkanlılığını, sevimliliğini görünce daha da bir sevdim, olur olmaz yere "İşte bu!" diye tepki verip, aile bireylerinin tepkisini çektim. Neyse; gelelim bu gece yarışmada dikkat çekici, acayip şeylere.

Öncelikla bu Acun denilen ve benim iğrendiğim adamı bu gece bir kez daha kıskandım. Adriana'mı öpe öpe bitiremedi ahlaksız adam. "Adriana süpersin" deyip, boyuna sarılmalar; "Adriana süpersin" deyip yanaktan öpmeler; "Adriana süpersin" deyip, karşılıklı gülücükler; "Adriana süpersin" deyip karşılıklı sevişmeler. Ben senden nefret ettim bu gece Acun, bi yürü git çay koy. Manyak herif :(

Seyircilere ne demeli? Tezahüratlar zaten hiç eksik olmuyor, yani sanki stüdyoda değil de Ali Sami Yen Stadyumu'ndayız. Hatta, seyirciler işin bokunu çıkarıp, İngiltere Ligi'nden tezahüratlar ile Adriana'yı gaza getirmek istediler ki; oha falan olmakla kalmadım, "Yuhh mına koyayım" diye de söylendim. Ya kardeşim, her ne olursa olsun, biraz ağırdan satmak lazım kendimizi. Tabi söyleyene bak :) Ben orda olsam ne yapardım, kim bilir.

Adriana Lima'yı seviyorum, süper insan filan falan da, eleştirilecek birkaç yanı da var elbette. Örneğin, bugünkü elbisesi :( Ya biraz şöyle dekolteki bir kıyafet giyseydin. Nerde o Victoria's Secret defilelerindeki hallerin. Tamam yüzün güzel, iyi hoş da; senin başka güzel yerlerin de vardı be guzum. Biliyoruz da konuşuyoruz. Nerden biliyorsun diye sormayın, sadece Victoria's Secret defilelerinden değil elbette. Yine size "pışşııık" diyorum ve bu paragrafı sonlandırıyorum :)

İçtensin be Adriana, sevimlisin be Adriana, duygusalsın be Adriana... Ama dur Adriana! O ses ne öyle guzum ya :( Tek hayal kırıklığım bu konu oldu. Ara sıra, ki genelde ses tonun yükseldiğinde; öyle acayip sesler çıktı ki senden, ekranda görüntünü görmesem ve sadece o andaki seslerini bana dinletseler "Stüdyoda inek benzeri bir hayvan var" derdim. Lan abartılı bir örnek gibi görünüyor olabilir ama durum öyle değil. Cidden hayvan anırmasına benzer sesler çıkardı. Bir mühlet sonra o seslere de alıştım gerçi, "İnek sesli minek sesli bu hatun güzel" dedim yani.

Samba yapışına kurban olduğum Adriana'yı yere göğe çıkardığımı sanmayın. Nitekim bazı sitelerde öyle hayranları var ki işi komediyle harmanlayıp abartıyorlar. Mesela tanrıya sitem ediyorlar: "Tanrım, Adriana Lima'yı photoshopta yaparken, beni neden paintte çizdin?" diye. Katılıyorum bu tespite :(

Bir de işin bokunu çıkaranlar var ki sormayın gitsin. "Adriana sıçsa, maske diye yüzüme sürerim" diyenleri biliyorum, düşünün yani. Bu örneklerden sonra, benim ne kadar mütevazi bir vaziyette onu övdüğümü sanırım farketmişsinizdir.

Bu da ona yazdığım şiir, ilk kez yapıyorum bunu :(

Amanın da amanın
Dünyalar güzelisin sen
Rio sahillerinden kopup gelen
İnsan ötesi varlıksın sen

Ayy deyişini yerim senin
Nasıl da güzel sesin
Ama çok abartmamalı bu sevgiyi
Mamafih kalkmasın bir yerin

Ahaha, tamamdır!

Kib Öpt By!

Devamını okuyun...

Tek kelime ile hayattan koparsınız

Yine değer verdiğim bir arkadaşımın yazısını yayınlayacağım. Ancak aşağıdaki yazı hakkında kısa bir bilgi vermek gerekliymiş. O da şu: Söz konusu yazıyı yazan arkadaşım Ercan, sevgilisinin kendisini aldattığını öğreniyor ve sahilde sevgilisinden ayrılıyor. Daha sonra, hislerini kağıda dökmek istiyor ve şöyle bir şey çıkıyor:

İnsanlar doğar, büyür ve ölür. Geriye yalnızca yaptıkları kalır. Akılda sadece anılar kalır; eğer o anıları karalayacak kadar ağır bir deprem olmazsa. Hani bazen sahilde yürüdüğünüzde, sanki dalgalar size bir şeyler anlatmak için çırpnınır ya da yanınızda sevgiliniz varken, deniz sizin aşkınızın büyüklüğünü göstermek için içinden geldiği gibi çoşar... Hani bazen ayrılık vaktinde deniz durgun olur; tıpkı bir arkadas gibi. O da dinler acı itirafları sizinle birlikte.

Hele bir de o itiraflar son konuşmalarınızsa, ağlamak gelir içinizden de ağlayamazsınız. Ya da sevdiğinizin üzülmemesi için son bir gayretle, cümlelerlin boğazınıza düğümlenidği bile bile; sırf o mutlu olsun diye, onu kaybetmek uğruna da olsa yalan söylemek zorunda kalırsınız. Başınızı avuçlarınızın arasına alıp neden diye sorarsınız kendinize ama daha cevabını bile alamadan o sorunun, sevdiğiniz gitmiştir bile yanınızdan. Ne olur yalan olsun diye yalvarırısınız ama tek kelime sizi hayattan koparır: elveda!

Ercan

Böyle bir yazıdır işte.

Kib Öpt By!

Devamını okuyun...

Adriana Lima, Var mısın Yok musun?

Birkaç aydır Adriana Lima'nın, "Var mısın Yok musun?" yarışmasına katılacağı konuşuluyordu ama inanmıyordum. Sanıyorum, bu inanmama olayım elimde kaldı nitekim ayın 25'inde Lima'nın "Var mısın Yok musun"a katılacağı kesinleşmiş.
Dünyanın bence en güzel kadınlarından birisi, hatta başında gelen bu insana benzeyen güzel varlığı programına getirtebilen Acun, bir kez daha beni dumura uğrattı. Gerçi neden dumura uğruyorum ki, parayı veren düdüğü çalar nasıl olsa.

Umuyorum, yine insanlarımızı o programda şebeğe çevirmezler de hem moralimiz düzgün hem de gözlerimiz bayram eder vaziyette, Adriana Lima ablayı izleriz. Bak cidden merakla bekliyorum o günü. Programı izleyip güzel bir yazı yazarız.

Kib Öpt By!
Devamını okuyun...

Zaman darlığı da pis şey!

Bloguma vakit ayıramadığım günler, bu günler. 3 gündür, hiçbir yazı yazmıyorum; sadece yazılan yorumları onaylıyorum. Nedeni, başlıkta da belirttiğim üzere zaman darlığı.

Daha önce de bu tip zaman darlıklarının olabileceğini, bu süre zarfı içerisinde yazamayabileceğimi söylemiştim.

Birkaç şey var aklımda ama o aklımda olanların tümü, oturup da yazılabilecek cinsten; yani böyle ayak üstü olmaz. Neyse efendim, sevgiler ve saygılar!
Devamını okuyun...

For Hrant for justice!

19 Ocak 2007 - 19 Ocak 2009... Hrant'ın katledilmesinin üzerinden tam 2 yıl geçti. Ben bugün bu blogda duygusal şeyler yazmayacağım; hatta ümitlerimi, ülke için güzel düşlerimi birkaç cümle ile aktarmaya çalışacağım.
Öyle günler gelecek ki bu ülkede; düşünen aydınlarımız, yol ortasında kahpece arkadan vurulup katledilmeyecek. Adı Hrant Dink olmayacak.

Öyle günler gelecek ki bu ülkede; eylem yapan bir genç, karakolda kafası duvarlara vura vura öldürülmeyecek. Adı Engin Çeber olmayacak.

Öyle günler gelecek ki bu ülkede; yüzbinlerce insanın üzerine ateşler edilmeyecek, insanlar vurulup yerlere düşmeyecek. Adı 1 Mayıs 1977 olmayacak.

Öyle günler gelecek ki bu ülkede; "Teker teker bitmiyor, bari topluca katledelim" diyenler, Sivas'ta ortaya çıkıp, toplu aydın katliamı yapmayacak. Adı Sivas katliamı olmayacak.

Öyle günler gelecek ki bu ülkede; kültürler hedef gösterilip, bebekler ağaçlara çakılmayacak. Adı Maraş katliamı olmayacak.

Öyle günler gelecek ki bu ülkede; üniversite öğrencilerinin üzerine kimse bomba atmayacak, onların bedenleri parçalanmayacak. Adı 16 Mart 1978 olmayacak.

Öyle günler gelecek ki bu ülkede; binlerce kilometre öteden bir ülke gelip de 1 buçuk milyon insanı ketletmeyecek. Adı Irak işgali olmayacak.

Öyle günler gelecek ki bu ülkede; yanıbaşımızda yeni doğmuş bebekler katledilmeyecek, koca bir halk 'kırılmak' istenmeyecek. Adı Filistin olmayacak.

Öyle günler gelecek ki bu ülkede; ben, bu blogda böyle bir yazı yazmak zorunda; siz de bu yazıyı okumak zorunda kalmayacaksınız. Adı 'güzellik' olacak.

Kib Öpt By!

Devamını okuyun...

Emo olmak - èM0 0LMaqh

Bir garip insanlar var emo dedikleri. Kendileri hakkında çok da bir bilgim yok ancak, gerek internette gerekse orda burda gördüğüm emolarla ilgili birkaç şey demek istiyorum. Tahlil etmeye çalışalım cühela halimizle.

Öncelikle internette gördüğünüz ya da MSN vasıtasıyla sohbet ettiğiniz emocular varsa; bilirsiniz ki, onlar için fotoğraf çok önemlidir. Çektirdikleri fotoğraflar bir bakıma "emo" olduklarının kanıtı gibidir. O nedenle fotoğraf çekilirlerken, en usta fotoğraf sanatçısına taş çıkarak cinsten ayrıntılara dikkat ederler. Onlar için açılar çok önemlidir.

Fotoğraf makinası, sağ elle tutulur. 45 derecelik bir açı ile, üst kısımdan vaziyet yakalanır ve flaşa basılır. Ne oldu? Hiç bir skime benzemedi değil mi resim? Çünkü bir ayrıntıyı unuttuk. Gözler... Yeniden 45 derecelik açıyı yakalayın ama bu sefer gözler de yukarı bakar vaziyette olmalıdır. O kıvamı yakaladıysanız, artık siz de bir emosunuz. j0qh şèqhèrshiNiz :)

Biz normal insanlar, onları görünce garipseriz. "Ne olmuş lan bunlara?" deyiveririz, bir anlamda onları yadırgarız. Ülkemizdeki emomsu tipler, bu yadırgamaları sonuna kadar hakediyorlar çünkü "emo" nedir anlamını bile bilmiyorlar. Yani en azından büyük kısmı böyle. Dünyada ise emolar, en asil duygunun insanlarıdır aslında, bileniniz yok :)

Emotional rockçılar (emolar), reklama karşılar. Yani dünyada reklamı yapılan müziğin gerçek duyguları yansıtamadığını görüşündeler.

Hem enerjik hem de duygusal olmak zorundalar. Duygusallık ise uç boyutlarda. Yani bunlar, duygusal olunca "skerim lan böyle hayatı!" triplerine girip, kendi köşelerine çekiliyorlar. Bir ağlarlar ki susturamazsınız.

Ah saçları vardı bir de bunların. Nasıl unuttum? Ya kıpkırmızı ya siyah; bir ihtimal siyah üzerine kırmızı gölgeler. Saçları tek gözü kapatacak şekilde fönlerler ki; bu fönleme olayı emo olmanın en nadide belirtisidir. Saçları olmayan bir herifin emo olma ihtimali yoktur efendim.

Göz etrafına kalın bir makyaj yapmak şarttır. Seks hayatları da hızlı olmak zorundaymış emoların, bu da çok önemli yani. Olaya bak, bizim çakma emolar aklıma geldi. Ahaha... Converse ayakkabı olmazsa olmaz. Bu hayvanatlar intihara da yatkınlar, aman dikkat!

Çevrenizde emolar artıyorsa, popülasyonuna engel olun bence. Görüntümüzü bozmuyorlar mı? Ancak "Sayılarının artmasını engelleyeceğim, artık üremeyecekler" deyip de "Alaalaalaalaah" nidalarıyla onlara saldırmayın. Sizin o halinizi görüp, birden aşırı duygusallaşıp, hayatlarına son verebilirler. Çok kırılganlar bunlar ya. :( Canlarım benim.

Şaka bir yana, emolar ülkemizde yeni yeni ortaya çıkan ancak dünyada 40 yıllık, hatta daha eskilere dayanan bir altkültürün ürünü. Nitekim punk müziğin doğuşuyle amoların doğuşunu bir tutabiliriz sanırım. Amo dedim ya 40 yıllık emoya. :) Dinledikleri müzik tarzından adlarını alan emolar, her ne kadar garip insanlar olarak görülse de; en nihayetinde insan olduklarını unutmayalım, yolda yanımızdan geçerlerken "Tipini sktiğimine bak hele" diye garip tepkiler vermeyin. Cidden kırılırlar, tek gözle bakıyorlar zaten hayata.

Söylemeden edemeyeceğim ki; bu emo kızlar, erkekler tarafından çok çekici bulnuyormuş. Ben araştırmaların yalancısıyım. Sevgi ve saygı! 45 dereceyi unutma!

Hepimiz emoyuz, hepimiz bunalımdayız!

Kib Öpt By!

Devamını okuyun...

Anket üzerinden ziyaretçi tahlili

Bildiğiniz üzere birkaç aydır, sağ altta devam eden bir anketimiz vardı. Anketin sorusu "Sence Hangi 3'lü?" idi. Yan taraftaki resimde, oy sayısı 1000 olduğu anda, anketin son hali var. Şimdi bu oy oranları üzerinden blogumu ziyaret edenlerin tahlilini yapacağım. Bakalım, kimler en çok ziyaret ediyor blogumu. Neyin nesi durum. Blogumu ziyaret edenlerin;

%29'u "Para-Para-Para" seçeneğini işaretleyen, paragöz insanlar. Yani ilginçtir ki, benim için para son "şey"dir, ziyaretçilerim için neden bu kadar önemli hala anlamış değilim :)

%15'i "Doksan-Altmış-Doksan" seçeneğini işaretlemiş ki bunları çok seviyorum ben. Biz erkekler için hayatın anlamı 90-60-90 ölçülerindeki kadınlardır. Kız arkadaşlar "Aaa bilmiyorduk, şok olduk şimdi!" demesinler. Biz buyuz efendim. Ağzımın suyu aktı. Öhö öhö :)

%15'i "Deniz-Kum-Güneş" seçeneğini işaretlemiş. Bu seçeneğe ilgi gösterenler de eminim evde serip postunu yatmayı seven insanladır. "Bir elimde cımbız, diğerinde ayna; umrumda mı dünya". Biraz gtünüzü kaldırın efendim.

%11'i "Rakı-Balık-Kavun" demiş. İşte sizi de çok seviyorum. Keyfinize düşkünsünüz ama bu düşkünlük güzel bir düşkünlük. Bu üçlünün olduğu bir masa ile hoş sohbeti birleştirince, hayatın anlamı çıkıyor bazıları için ki ben de aynı fikirdeyim ;)

%9'u "Giriş-Gelişme-Sonuç" seçeneğine tık atmış. Muhtemeldir ki bu seçeneği işaretleyenlerin çoğu, ya lise öğrencisi ya da kitap okumayı seven, hafif elitimsi kesim. Sizi se seviyorum. Geleceğin aydınlarısınız canım.

%7'si "İçki-Kumar-Kadın" seçeneğine oy vermiş. Biz bunlara halk arasında "yoldan çıkmışlar" tanımlamasını yapıyoruz. Bu hayvanlar, genelde evlilik yapamaz; evlense de uzun sürdüremez filan da falan. Yani nerde skten boktan bir durum, bu seçeneği işaretleyenler ordadır. Sizden tiskiniyorum. Tiksinmiyorum yanlış anlamayın tiskiniyorum.

%6'sı "Kulan-Burun-Boğaz" demiş; bu kişiler de sağlığına düşkün kişilerdir muhtemelen. Eminim ki hayatlarının büyük kısmı hastane koridorlarında geçmiştir. Grip olsa, hastanede soluğu alan hafif pimpirikli tiplerdir. E severiz onları da, ne bilim :)

%4'ü "Mazhar-Fuat-Özkan" seçeneğini işaretlemiş. Demek ki blogumuza, en az romantik kişiler girmiş :( Zaten nerde öküz, bizi bulur. Bu seçeneği işaretleyen ve blogumuzu çok az ziyaret eden arkadaşlar, evlendiği kadına her şeyini verebilecek, ona şiirler okuyup, karşılıklı şarap içebilecek cinten. Umuyorum ki bu ziyaretçiler artar, blogumuzun kalitesini de arttırırlar.

Allah belanızı versin! En çok para düşkünü ziyaretçilerimiz var. Hayır, benim kişiliğimle de nasıl ters nasıl ters anlatamam. Neyse sevgiler!

Kib Öpt By!

Devamını okuyun...

Yalan atıyorum; manyak mıyım?

Ahaha! Başlığa bakar mısınız ya; biraz komik gibi olmuş :) Yine yazmayacaktım ama acıdım. Dedim yazmazsam, bunların hasretimden yanar gönülleri filan. O nedenle yazıyorum işte ama kısa olacak. Konu aslında hiç de "kısa" yazılabilecek bir cinsten değil ancak benim erken uyumam gerektiğinden kısa tutacağım. Ne mi konumuz? Yalan atmak.

Ahaha, yine yalan attım bakın. Konumuz "yalan atmak" değildi. Şaka şaka! Sıçtım :) Ya arkadaşlarım, bugün farkettim de; ben çok yalan atmaya başlamışım istemeden. Yanlış anlamayın, bu yalanlar öyle koca koca yalanlar değil; ufak ancak en nihayetinde "yalan" kategorisine giren cinsten.

Ben insanları kandırıyorum. Mesela bir yere çağrılıyorum ancak hiç evden çıkmak niyetim olmayınca, türlü türlü yalanlar atıveriyorum. Eminim hepiniz bunu yapıyorsunuzdur. Yalancısınız.

Mesela bu blogu okuyup da "Aaa ben de çağırmıştım ama bana şöyle şöyle demişti" diyen arkadaşlarım olacaktır. Elbette hepsi yalan değil ancak; yalanlar, içlerinde büyük bir paya sahip. Yani bazen evdekilerle bir problemim olmuyor, kendimi kötü hissetmiyorum, moralim çok bozuk olmuyor ya da hasta da olmuyorum ama insanlara bunların tam tersini söylüyorum ve görüşmek istemediğimi belirtiyorum.

Aslında beni yalan atmaya mecbur edenler de yine insanlar. Bazen çok çevremden soyutlandığımı hissediyorum ancak beni kendilerinden soyutlamak istemeyenlerden de kaçtığımı belirtiyorum işte size. Gariptir bu durumlar aklım ermez.

Biz insanlar, inanılmazız ya. Düşünen hayvanın önde gideniyiz cidden de. Yalan atın çok zor durumda kalırsanız, tavsiye ediyorum; tabi işin bokunu çıkarmamak kaydıyla. Sevgilerle!

Kib Öpt By!

Devamını okuyun...

Ay

Ay diyorum. Dünya'nın uydusu olan yani. Neden bunu belirtmek ihtiyacı duydum; çünkü zaman dilimi olan "ay" da anlaşılabilirdi. Hatta bir tepki olan "ay" da akıllara gelebilirdi. Neyse. Bu yazının başlığı, blogdaki en kısa başlık. O nedenledir ki, diğerlerinden farklı bir yazıyı okuyorsunuz şu an. Bir bahsedeyim dedim Ay'dan, çok severim de kendisini.
Öncelikle neden sevdiğimi anlatayım size. Benim Kızkulesi sevdam ne ise, Ay sevdam da odur aslında. Kızkulesi'nin gece görünümü gibi Ay'ı da çok gizemli buluyorum. Bu "gizem"dir belki de onu gözümde çekici kılan. Ama Ay sadece gizemli değil elbette.

Çocukluktan başlayayım. Çocukken Ay'a bakınca çok açık seçik bir şekilde, burnu, gözü, ağzı olan bir yüz görürdüm. Boşuna "Ay Dede" diye tanıtmadılar onu bize. Gerçi şimdi de bakınca aynı yüzü, burnu, ağzı görüyorum da; bana deli denmesin diye kimseye söylemiyorum pek :)

Ben üzerinde bize bakan bir yüz olduğunu iddia ediyorum ya; bazıları da çok açık bir şekilde Ay'ın üzerinde tavşan olduğunu söylüyorlar. Hatta masallarda da bu tavşandan sıkça bahsedilir.

Bir de aydınlığı vardır ki onun; belki de evrenin en güzel ışığını yansıtır Dünya'ya. İnsana huzur verir, bir hoş olursunuz. Tabi ay ışığının yegane partneri denizi de unutmamak lazım. Ay ışığı ve deniz; yakamoz. Son birkaç yıldır hiç ikisini bir arada görmüyorum. Alıp da ay ışığı vurmuş denizi karşıma, arkadaşlarımla alkol alıp sohbet etmeyi sanırım çok az şeye değişirim. Çok özledim çok...

Bana, dünyanın en iğrenç görünümlü şeyi bile Ay ışığı altında çok güzel gelebilir. Ay ışığı, varlıkları da hoşlaştırır. Bir de Güneş'ten aldığı ışıkmış bu; düşünün kendisinin olsa bir de :) Gerçekten sihirli bir ışık gibi bana göre, güzelleştiremeyeceği şey yok sanki.

Ay, hep güzeldir, iyidir, hoştur mu sanıyorsunuz? Elbette hayır. İlginç bir özelliğini hatırlatayım size. Biz, sürekli Ay'ın tek yüzünü görürüz. Asla arka yüzünü göremiyoruz ya da yan yüzlerini. Yani Ay, Dünya'ya gerçek yüzünü hiç göstermedi. Merak ediyorum, öbür yüzü acaba nasıldır? :) Belki de bu melankolik halinin tam tersidir diğer yüzü, kim bilir? İki yüzlü Ay'ımız bizim :)

Bir de Ay, bazı toplumlarda kadını temsil ediyormuş. Mesela hilal, bakireyi temsil ederken son dördün, bilge kadını; dolunay da olgun kadını temsil ediyormuş.

Ben de yazları çıkarım çatıya. Birkaç yastık ile birlikte, uzanırım kiremitlere. Dikerim gözlerimi gökyüzüne. Ay'a ve yıldızlara bakarım. Onlarla arama başka hiçbir cisim girmez. Düşünürüm sevdiklerimi, seveceklerimi, hayallerimi, hayal kırıklıklarımı, insanları ve en genel anlamda hayatı; bir de hafif bir müzik çalarım ki süper olur. Müzik Sezen Aksu'dur hiç şüphesiz ki. Saatlerimi böyle harcarım çoğu kez geceleri. Tavsiye ediyorum.

Farkındayız öyle değil mi? Dünyanın en güzel manzarası, çoğu geceler bize kendini sunuyor cesurca. Hiç değişmiyor ki; hep güzel ve hep gizemli.

Kib Öpt By!

Devamını okuyun...

Gnydgn ve Cmylmz

Hangisi lan? Biliyorum herkes elbette beni gösterecek hiç şüphesiz ki; ama yine de kendi egolarımı tatmin etmek için sordum. Ben Cem'den daha iyi espri yapabilirim ama o benden daha iyi yazabilir mi? "Bi sktir git Günay" dediğinizi biliyorum ve başımı önüme eğip "şaka ya, hemen de inandınız" diyorum. Ulan Cem kim, biz kim... O bana kurban olsun :)

Bugün Cem Yılmaz'ın 2007'deki bir gösterisini izledim. Tabi zaman makinam yok, yani 2007'ye dönüp de Cem Yılmaz'ı izleyip gelmedim; DVD diye bir şey icat etmişler, onun aracılığıyla "CMYLMZ" adlı gösteriyi izledim. İzleme anında bir şey aklıma geldi. Cmylmz ve Gnydgn nickleri arasındaki benzerlik.

"Ben daha önce aldım lan" gibi deli saçması bir şey söyleyip, zaten gıcık olduğunuz bana (ben) daha da gıcık olmanızı sağlamayacağım. Ancak bu konuda söyleyeceklerim var.

Benim nickimin hikayesinden bahsedeyim kısaca. Bildiğiniz üzere MSN'in ilk çıktığı yıllarda, ülke gençliği işin bokunu çıkarmıştı. Millet her önüne gelen adresi ekliyor, kişi listesinde 1 kişiyi online görünce gtü tavana değiyordu. İşte o günlerde ben de ilk MSN adresimi "gunay_dogan62" olarak almıştım sanırım. Bir yıl kadar sanırım bu adresi kullandıktan sonra, "Bu nasıl MSN adresi lan böyle?" diye sorup, bu amelemsi adresten kurtulmam gerektiğini düşündüm.

Eski adresten kurtulmak kolay da, yeni adres ne olacaktı? İşte tam burada, adım ve soyadımın ünsüz harflerinden güzel bir nick olabileceğini düşündüm ve "Gnydgn" nickini kullanmaya başladım. Bu nickin tarihi de 3-4 yıllıktır yani. Boru değil neticede.

Nickimi ilk okuyan hayvanlar, "Günaydın gibi okunuyor be" deyiverdiler; e hayvanlardı, olabilir. Başka platformlarda bu nickimi ilk görenlerden "Abi senin nick neden günaydın, sabahı çok mu seviyorsun?" tepkilerini bile aldım. İğrendiniz değil mi? Ne alaka yani; ama vardı böyleleri de ne yapayım?

Nickim hakkında yorum yapanlardan bazıları da malum benzetmeyi yaptılar tabi. "Cem Yılmaz'ı mı örnek alıyorsun len?" demeleri bolca duydum ancak Darwin de şahidimdir ki, Cem Yılmaz'ın o zamanlar CMYLMZ'yi kullandığını bilmiyordum. Öğrendikten sonra "aaa hoş bir tesadüf" demelerime; millet, "sktir ordan, biz de yedik bu tesadüfü" demeleriyle karşılık veriyordu.

Ben hayatta da insanları örnek alırım ama bu örnek almanın bokunu çıkarıp da onları taklit etmem. O nedenledir ki; nickimdeki ünsüz harf şeyinde kimseyi taklit etmedim. Ancak görüyorum ki, son yıllarda kendi arkadaşlarım, akrabalarım ve internetteki bazı sitelerdeki birçok kullanıcı; nickini, isminin ünsüz harfleri olarak belirlemiş. Valla birçok kişinin benden esinlendiğini biliyorum ama biraz yaratıcı olun kardeşim. İlle de ünsüz mü olsun yani? Bu tip nickler daha da artar ve sadece sessiz harflerden kurulu garip nickleri internette daha fazla görürsek, ünlü harf akımını başlatacağım. "Gnydgn" olacak "üaoa"; nasıl ama çok şık oldu değil mi?

O kadar saçma bir yazıyı okudunuz ki; ben size bir şey demiyorum. Delisiniz. Dönüp de arkanıza bakın; bu yazıyı okudum da ne anladım diye? Hiç. Ne okuyacağınıza adam gibi karar verin ulan, delirtmeyin beni. Ben saçmalıyorum öyle, pardon böyle!

Bu arada CMYLMZ'yi ısrarla izlemenizi öneriyorum. Gülmekten ..... larınıza ağrılar girecek. (Noktalar yoruma açıktır, herkes uygun gördüğü organını koyabilir)

Kib Öpt By!

Devamını okuyun...

Şovenist, ırkçı ve ümmetçi bir anlayış

Ara sıra yazdığı yazılarla bizi mutluluk krizine sokan Özgecan, yeni bir yazı yazmış. Okudum ve noktasından virgülüne kadar, her sözcüğüne katıldım. Şöyle ki;

Bir süredir mail kutuma aşırı dincilerin hazırladığı mailler geliyor. Bu mailler üstüne kısa bir değerlendirme yapmak istedim kendimce. Öncelikle bu maillerin ana özelliği şovenist, ırkçı ve ümmetçi bir anlayışla yazılmış olması. Bunları hazırlayan insanlar, Filistin halkının acılarına gerçekten yakın falan değiller, onlar asla anlayamazlar çünkü onlar, bu iş tersine dönüp Filistin ve İsrail yer değiştirse seslerini bile çıkarmaz aksine zevk duyarlar.

Dindarlar, şeriatçılar, cemaatçiler bütün bunları kullanıp kendi dinlerinin propagandasını yapıyorlar akıllarınca... Eylemlerinde tekbir diye bağırıyor; daha ileri gidip dünyada bir tek yahudi kalmasın diyorlar, oysa bu savaşları yahudiler yapmıyor devletler yapıyor, sermaye yapıyor, Amerika yapıyor. Onlar gibi dini sapkınlık haline getirmiş vahşiler yapıyor.

Aynı zihniyetin ürünüler ama eleştiriyorlar ne işse. Onlara karşı olmayanın, onlarla savaşmayanın eleştirmeye hakkı olabilir mi? Bir taraftan iki yüzlülükle ağlıyorken diğer taraftan İsrailin en önemli müttefiği olan Türkiye'deki Amerikan işbirlikçisi iktidarlara oy veriyor, koltuğunu sağlamlaştırıyorlar. Yalancılar, riyakarlar midemi bulandırıyorlar.

Amerikan mallarını boykot etti diye solcuları, koministleri öldüren onlar. Kendi ülkesinde özgürce yaşamak isteyeni öldürenler onlar. Kendi topraklarındaki her türlü acıya susan hatta sebep olan onlar, (ki Maraş'ta, Sivas'ta, Gazi'de vs vs yaptıkları katliamlar israil askerlerinin yaptığından daha hafif değildi; üstelik onları yapanlar asker bile değildi düşünün) başka ülkelerdeki insanların acısını nasıl anlayabilirler? Gerçekten bu vahşet bitsin istiyorlarsa, Coca Cola'yı boykot edip meyve suyu içmek yerine(!), iki yüzlü iktidarlarına neden her savaş anlaşmasını seve seve imzaladığını, neden Amerika'nın Ortadoğu'daki en önemli savaş üssü olarak Türkiye topraklarında bulunan İncirlik Savaş Üssü'nü kapatmadığını sorsunlar.

Ben de üzülüyorum hem de çok üzülüyorum. Filistin'de kendi vatanında özgürce yaşamak isteyen Filistinliler'e de üzülüyorum ama aynı oranda Türkiye'de ve dünyanın başka yerlerinde özgürce vatanında yaşayamayan insanlara; aleviliğini, kürtlüğünü, lazlığını ve göçmenliğini, faşistlerden korktuğu için söyleyemeyen insanlara da aynı oranda üzülüyorum . Filistinde çocuk yaşında savaşta general olan taş atan çocuğa da üzülüyorum, Güneydoğu'da aynı refleksle polise taş atıp öldürülen çocuğa da. Umarım beni anlamışsınızdır; üstelik bütün bunları kinle, nefretle ya da ahiret korkusu duyduğum için değil insana zulmü yakıştıramadığım için hissediyorum, yazıyorum.

Filistin dünyanın yüzüdür; dünyanın kirlenmişliği, duyarsızlığı, bitmişliğidir. Dünya değişmedikçe, insana değer veren sistemler kurulmadıkça, adı değişse de Filistinler hep olacaktır. Eminim bu mailler sizlere de geliyordur ama bana kalırsa bu mailller yerine insanlara, hissettiklerinizi düşündüklerinizi yazmalısınız; faşistlerin, şeriatçıların, din bezirganlarının reklam amaçlı yaptığı şablon mesajlarını değil.

Gözlerimizi, kulaklarımızı insanlığın acılarına açmalı, mücadele etmeliyiz her türlü zulümle. Başa çıkabileceğimiz, tepki verebileceğimiz zulüme, haksızlığa susuyorsak; uzakta gerçekleşen ve değiştirmemizin daha güç olduğu olaylara tepki gösterir gibi yapıyorsak, bunun adı iki yüzlülüktür, kolaycılıktır.

Umarım beni anlamışsınızdır sevgilerle...

"Özgecan"

İşte böyle bir yazıydı, tebrik ederiz kendisini. Ben de sevgiler!

Kib Öpt By!

Devamını okuyun...

Hasta olmak ne kötü şey lan!

Evet efendim yine hastayım. "Hiç düzelmiyor musun lan sen?" diye soranlara, "Sanane kardeşim, benim bağışıklık sistemim boktan!" diyorum ve yol veriyorum. Nedir bu asabiyet demeyin; nitekim bu hasta olma vaziyeti hep aklıma gelince deli oluyorum. Dün bol bol yağmur yiyince, bugün böyle gtü üşütmüş bir vaziyette oluverdim.
Akşam üstü ilk hapşuruğumu sergileyiverdim, gece boyunca da devam etti bu hapşuruklarım. Ancak asıl şoku sabah yaşadım. Şimdi bu biraz iğrenç bir durum ancak anlatmakta sakınca görmüyorum. Sabah kalktım, boğazımda düğümlenen iğrenç bir sıvı olduğunu farkettim, -ki biz buna halk arasında balgam deriz, adını duyunca da 'böö' diye iğreniriz nedense- sıvıyı tükürmek istedim ve en nihayetinde tükürdüm ancak balgam demek istemediğim şeye bakakaldım çünkü rengi koyuydu; yani öyle böyle değil kola rengindeydi lan, siyah :( Lan benden daha önce hiç böyle iğrenç bir sıvı çıkmamıştı. İğrendim Darwin çarpsın kendimden! Şimdi akan burnumdan mı, hayvanlar gibi hapşuruklarımdan mı; hangisinden bahsedeyim size; seçin beğenin :)

Hissediyorum ya, metabolizmamda bir ibnelik var; seziyorum. "Neyin var?" diye soruyorum kendi kendime, daha sonra "ben"i anlamaya çalışıyorum. İç organlarımı hissetmeye, işleyişlerini hayal etmeye çalışıyorum ve anlıyorum ki; bir sorun var, bir organ mesela kanımı pompalarken ya da diğeri kirli kanı imha ederken arızalanıyor veya ağır aksak görevini yapıyor. Çok rahata alıştı bu embesil organlar. Hastayım kardeşim hastayım!

Hastayım evet ama bir sır vereceğim size. Lan sır deyince hemen kulak kabartmayın; öyle önemli bir şey değil. Şu an "hasta bir insan" gibi mi giyinmişim ya da hastalığın erken bedeni terketmesi için bir önlem almış mıyım diye sorarsanız -ki sorarsınız, bilirim seversiniz beni- ben hala salağım hala salak, önlem mönlem almadım! Sanki acı çekmekten zevk alıyorum anasını satayım ya! Mesela şu an sırtımın açık olduğunu hissediyorum. (büyük sırrımız buydu) Hatta hani tüpçü abiler eskiden tüp takarken, sırt ile kalça (kibar tabir ile) arasında bir yerleri açılırdı ya; "Aaaa ciddi misin, hiç karşılaşmamıştım" demeyin, kendinizi kandırmayın, işte benim oram açık şu an. O kadar da seksi bir haldeyim, tahmin edin yani. Vücudumda sadece süzülen damlacıklar eksik, evet evet o kadar erkeksi. Lan harika ötesi inanılmaz esprilerimi bile yapamıyorum ya :( İğrençleştim iyice :(

Ya neyse yaa! Hepinizden özür dilerim, uzun zamandan sonra yeniden kafanızı sktim. Kusuruma bakmayın der, boyunlarınızdan öperim. (bkz: boyun fetişizmi) Tüm saçmalamalarımı bugün bana hak olarak görün, lan hasta insana müsahamma göstermeyecek kadar düşüncesiz ve öküz değilsiniz ya...

İşin özü, hasta olmak ne kötü şey, bir kez daha anlıyorum!

Kib Öpt By!

Devamını okuyun...

Potansiyel var ama zaman yok!

Ya arkadaşlarım, beni sürekli takip edenler var biliyorum. Günlük ziyaretçi rakamım da 700-800 civarları. Sürekli artan bir potansiyelimiz de var ancak gelin görün ki bende yazacak potansiyel yok. :)

Aslında potansiyel var da; zaman yok belki de. Hani haber alamıyorsunuz ya; öldü mü kaldı mı diye merak edersiniz diye şey ettim :) "Çok da skimizdesin sanki!" diyen öküzleri duyar gibiyim, onlara da selam ederim :)

Kib Öpt By!
Devamını okuyun...

Canlı bomba olmak için sebepler

Bilirsiniz canlı bombaları. Üzerlerine bombaları bağlarlar, eylemi yapacakları yere giderler ve bombaları harekete geçirirler. Genelde bir patlama olur, patlamada canlı bomba ve hedef aldıkları kişiler ölür, biz de televizyondan izleyip "vay mına koyim ya, nasıl patlatıyorlar öyle!" diye tepki veririz. Muhtemelen canlı bombalara küfürler yağdırırız.

"Kime göre, neye göre?" soruları vardı elbette. Mesela canlı bombaların kendi yandaşları, "canlı bomba" tanımlaması yerine "feda eylemcisi" derler eylemi yapan kişiye. Yandaşlarının haricindeki kişiler ve medya ise "canlı bomba" derler. Şimdi biz de onlar için"canlı bomba" tanımlaması kullanıyoruz bu yazıda.

Genelde bu tip eylemler olunca, ben de aynı tepkiyi veriyordum. Canlı bomba açısından olayı değerlendirince "Vay be, nasıl bi cesaret ile üzerine bombaları bağlıyor?" diyorum. Şaşıyorum, şaşmakla kalmıyorum aynı zamanda kalıyorum. (bkz: şaşıp kalmak)

Bugün akşam haberlerini izleyince, canlı bombaları daha iyi anladım. Mesela bazıları için pek de fazla bir çıkar yolu kalmıyor. Onların sabrı tükeniyor çünkü ellerinde yeni doğan bebeklerinin cesetleri bulunuyor. O cesetleri kaldırıyorlar havaya, tıpkı halter kaldırır gibi; ve ant içiyorlar, hesap soracaklarını belirtiyorlar. Evlatlarının cesetlerini eline alan bir babanın hesap sormak için üzerine bombalar bağlayıp, katillerin arasına girmesi ve orda bombalarını patlatmasını ne kadar kınayabilirsiniz?

Canlı bombalar... Heyecanlıdırlar muhtemelen eylem öncesi. Sadece heyecan olsa iyi, az sonra öleceklerinin bilincinde olarak korkuyorlardır da. Korkmak, heyecanlanmak, paniklemek... Bu insani özellikler, onları yollarından geri çevirebilir mi sizce? Bazı şeyler, bazı duygusal ve yaşanan bazı olaylar vardır ki; "insan üstü"dür. İnsan tüm kaygılarını bir kenara itip, intikam almak ister. Nitekim, hayat artık ona anlamsız gelir. O, hayatının anlamı olan kişileri bir saldırıda yitirmiştir. Hala cesetleri gözleri önündedir, belki henüz toprağa vermiştir. İnsan, hayatının anlamını yitirince, yaşasa ne olur ki?

Bugün gerçekten anladım üzerine bombalar bağlayıp hayatına son verenleri. "Canlı bomba" deyince bile bir duraksıyoruz, tüylerimiz diken diken oluveriyor; ama onlar "canlı bomba" oluveriyorlar. Kendimi onların yerine koydum; İsrail bombardımanında iç organları dışarıya çıkmış çocuğunu havaya kaldıran ve intikam yeminleri eden babanın yerine. "Ne yaparsın aynı durum senin başına gelse Günay?" diye sordum, "En sevdiklerin bu şekilde acımasızca katledilse ne yaparsın?" Sanırım bugün izlediğim ve belki yarın üzerine bombalar bağlayıp kendini feda edecek olan, beraberinde evladının katilleri olarak gördüğü kişileri de götürecek olan babanın aklında olanları yaparım. Ya da belki yapamam; o cesareti kendimde bulamam ama düşünürüm en azından bunu yapabilmeyi.

Şimdilerde kara operasyonu yapan İsrail, birçok kişiyi öldürüyor ya; aynı anda birçok evde, canlı bombalar da doğuyor. "Ben de feda etmek istiyorum kendimi" diyenleri görebiliyor musunuz?

Kib Öpt By!

Devamını okuyun...

Benim adım Filistin - فلسطينى انا اسمى فلسطينى

Blogumu açtığım günden itibaren -ki Haziran başıdır- her zaman yazmak istediğim ancak bir türlü yazamadığım konudur Filistin. Birçok kez aklıma gelmiş ancak; "Çok uzun bir yazı yazmak lazım" deyip kaçındığım konudur Filistin. Oysa hakkında yazmak istediğim o kadar çok şey var ki. Bugün yine birçoklarını dile getiremeyeceğim ama yine de birkaç paragraf kurmamak olmaz. En sonda izleyeceğiniz video, zaten durumun ne denli acı olduğunun ispatı olacaktır.
Dün gece yılbaşını kutlarken, insanlara yılbaşı mesajları atarken de sürekli aklımdaydı Filistin. Birkaç günde katledilen yüzlerce insan; içlerindeki onlarca çocuk, gencecik kızlar ve yiğit Filistin evlatları. Onlar hakkında ben ne yazayım ki? Şu cümleleri kurmaya çalışırken bile, tüylerimin diken diken olduğunu size nasıl anlatayım ki?

Dünyanın her coğrafyasında ezilen halklar, zulüm gören insanlar var; biliyorsunuz. Ancak hangisi Filistin halkı kadar zulüm görmüştür, o muamma. Filistin halkı ne kadar zulüm görmüşse, o kadar da direniş göstermiştir. Kahraman bir halktır Filistin halkı.

"Filistin deyince aklına ilk ne geliyor?" diye sorsalar bana, kesinlikle tek kelime ile cevap veririm: 'taş'. Taşlar, Filistinliler'in elinde daha bir anlamlı hale geldi. Barikatlar, Filistin halkıyla birlikte daha bir güzelleşti. Direniş, Filistinliler'in ellerinde hayat buldu.

Taş; bir halkın silahı. İntifada da bir taşla başlamamış mıydı? Bir Filistinli gencin İsrail kurşunlarına karşı attığı ilk taş, intifadanın başlangıcı haline geldi. Filistinli gencin elindeki bir taş, Filistinli anaların ellerinde binler oldu. Kadınıyla, erkeğiyle, genciyle, yaşlısıyla herkes ellerinde taşlarla, son teknolojinin ürünü ve belki de dünyanın en güçlü ordularından birine karşı çıktı. Filistin onbinlerce yiğit evladını yitirdi ama yılmadı; bunun adı direnişti, intifadaydı.

Burda İsrail'e küfür etmek, İsrail'i kınamak, "Kahrolsun İsrail" demek pek bir işe yaramayacaktır elbette. Konuyla ilgili eylemlere katılmak, Türkiye'de yapabileceklerimizin en iyisi. İlgili eylemlere katılalım.

Toprakları işgal edilen Filistin,
Genç kızlarına İsrail askerleri tarafından tecavüz edilen Filistin,
Anaların ellerindeki bebekleri büyümeden katledilen Filistin,
Evlatları bedenine bombalar bağlayıp hesap soran Filistin,
Taşlarla tankları devirebilecek güçteki Filistin,
Tüm ezilen halkların yüreğinde kahramanlaşan Filistin,
MUTLAKA KAZANACAKTIR!

Bu videoyu izlediğiniz anda tüyleriniz diken diken olacak; tıpkı benim her izlediğimde olduğu gibi.
video
Benim adım filistin,
Adı tüm meydanlara yazılan filistin,
Adı beni saran ve kuşatan filistin,
Ruhumun en derinliklerine işleyen filistin,
Topraklarının beni tanıdığı benim de onu tanıdığım filistin,
"Onu değil, beni parçalayın" dediğim vatanım,
Geçmişten beni her an çağıran selahaddin,
Beni binlerce esiri ve mahkumuyla her zaman yardıma çağıran mescid-i aksa,
Ey aksa, ümmetin ilk kıblesi,
Siyonistleri kahreden edanla paramparça et,
Siyonistlerin runuhunu söndüren aksam,
Gökyüzünü filistin bayrağıyla donat!
Filistinim, Filistinim, Filistinim!!!

Not: Yine aklımdakileri yazamadım. Bu konu ile ilgili düşündüklerimi bir türlü belirtemiyorum. Ne yapalım, olsun...

Kib Öpt By!

Devamını okuyun...

Yepyeni bir yıl: 2009

Bilirsiniz; genellikle bayramlarda ya da çeşitli özel günlerde birçok kişi, sevdiklerine toplu mesaj gönderir. Bu işlemden oldum olası gıcık kapmışımdır çünkü atılan mesaj, sadece size değil de sizinle birlikte belki onlarca kişiye gittiğinden, kendinizi "özel" değil de "sıradan" bir arkadaş olarak görürsünüz. Bu gıcık kaptığım toplu mesaj gönderme işini, hayatımda ilk kez bugün ben de yaptım. Neden yaptığımı ya da nerden estiğini bilmiyorum ama aynen şöyle yazdım:
"2009, öyle bir yıl olsun ki; 2008'deki tüm olumsuzlukları bize unutturabilsin. Hayallerimizin gerçekleşeceği bir yıl dileğiyle... Günay!"

Yukarıdaki mesajımı farz edin ki, bu satırları okuyan herkese atmışım. Yani sana da atmışım. Evet sen!

Kib Öpt By!
Devamını okuyun...