Daha önce de 1 Eylül Dünya Barış Günü'nde bir yazısını yayınlamıştık Özge'nin. Şimdi yine bir yazısını yayınlıyorum. Bu sefer biraz daha farklı bir konuda. Fazla uzatmayayım da, siz yazıyı okuyun. Şöyle ki;İnsan, bezen sevdiğinin ölümünü de istermiş. Herkesin tanımlayamayacağı, anlayamayacağı bir his olmalı bu. Eminim çoğu insan dehşet duyar bu düşünce karşısında; oysa taa içinde bir yere dokunacaktır kiminin bu düşüncelerim. (azınlık da olsa)
Hem ne kadar büyük bir sevgi duyuyorsa; o denli çok istiyor aşkla, tutkuyla bağlı olduğu insanın ölümünü çünkü ben hep güzel şeyler duydum sevdiğimden. Söylediği her söz beynime, yüreğime çakılıp kalırdı. (ki unutmak istesem de hala unutamadım bir tekini bile) Ezgiler, şiirler sanki sadece bizim aramızda bu kadar anlamına kavuşabilir derdim. Sonra öyle bir yer geldi ki herşeyin büyüsünü bozacak sözleri de yine sevdiğim insandan duydum.
Herşey ete kemiğe bürünmüş, sıradanlaşmıştı onun kötü sözleriyle. Biz de herkes gibiydik sonunda. Hatta herkesin ihanetinden daha büyüktü; aşka,bağlılığa ettiğimiz ihanet. Biz yenildik belki ama daha kötüsü, aşk da yenildi üstelik kaç bininci kere.
İnsan, bazı sözleri hiç unutmuyormuş her an hatırlayarak da yaşayabiliyormuş; üstelik bunu da öğrendim nihayetinde. Evet diyor ya şair: "Sana kutsal gelen bin yıllık çınar, fiske vuruşuyla yıkılır birgün." Sevdalanmak ve aşkla bağlı olunan o insan da böylesine kutsaldı benim için. Ağzından sevgisizliği, aşkın yanılgıdan ibaret olduğunu duyduğum an sadece bunu isteyebildim çaresizlikle; "keşke ölseydin" ve hep beni o denli büyük bir sevgiyle sevdiğin yalanına inanarak uyusaydım geceleri. Bunun için yanıp yıkılsaydım bu kadar.
Sevdiğinin öldüğünü bilmeyi kaldırır mı insan? Ben kaldıramam sanıyordum ama anladım ki bazı şeylerden daha katlanılır olabiliyormuş sevdiğinin fiziksel anlamda yok oluşu. Neticede yaşıyor insan... Öyle hayret verici bir güçle yoğrulu ki varlığı; ama bir daha sevileceğine hiç inanmadan yaşıyor, eksik ve sürekli içten içe kanayarak.
"Özgecan"
Ben çok beğendim, umuyorum siz de beğenmişsinizdir Özge'nin bu yazısını.
Kib Öpt By!
Devamını okuyun...










Öncelikle yukarda resmini gördüğünüz bebekten bahsedeyim. "Akşam"ın "gece"ye bağlandığı vakitlerde otobüse binen 3 kadın ve kadının birisinin sırtına bağladığı bir bebek. Kadınlara yer verdik arkadaşlarla, bebekli olan benim yerime oturdu. Ulan bebeğe baktım da, sanki diyordu ki bana "Bir yaşında bile değilim ama senden çok çektim."




Ne vardı sitede? Başlıktan ve sitenin adından da anlayacağınız üzere, engellenen pornografik sitelerin, yeniden erişime açılmasını istiyorlar. Porno sitelere girmenin, her insanın hakkı olduğunu; hatta bazı durumlarda "ihtiyaç" olarak nitelendirilebileceğinden bahsediyorlar.
İnsan dediğimiz şeylerin bazıları çok sempatik olur, bazıları çok öküz. Bu sempatik olanlardan. Bazıları çok neşeli olur, bazıları çok huysuz. Bu çok neşeli olanlardan. Bazıları çok cahil ve boş olur, bazıları kendini geliştirir "kültürlü" olur. Bu kültürlü olanlardan. Bazılarının bir dünya görüşü bile yokken, bazıları dünyayı sorgulayarak bakar. Bu sorgulayanlardan.




İşte annemin evde hayvan besleme ihtimalime yaklaşımı. Aslında böyle bir ihtimal hiç olmadı da ben yine de çıtlatayım dedim. Aldığım cevapla da götümün üzerine oturdum. Şimdi kadıncağız olaya tamamiyle olumsuz bir açıdan bakıyor. Dedim ki "Anne düşünsene, bize en kızdığın zamanlarda gelse kucağına, sevip okşasan, stres atsan filan" ama nerde; yok yok birazcık anlayışsız gibi benim annem:) Ama birazcık.





