Can Yücel 'e özenmek - küfür etmek

Az önce bir öğretmenimle Messenger'da sohbet ederken, kendisi bana blogumu takip ettiğini, yazılarımı okuduğunu söyledi. Sonra da "kime özeniyorsun?" dedi. Biraz garipsedim çünkü yazarken, "şu adam gibi yazayım" diye hiç düşünmedim. "Nerden çıkardınız hocam?" diye sorunca, "kullandığım küfürler"den örnek verdi. "kime benziyor?" dedim "can yücel" dedi. Haklıydı. Gerçekten Can Yücel gibi küfürlü bir üslubum var, bu üslubu seviyorum. Özel olarak böyle yazmaya çalışmıyorum tabi ama ben buyum. Neyse, benim aklımda Can Yücel kalmıştı. Birçok şiirini ve anısını okumuştum, çok etkileyici bir dili var elbette Can Baba'nın ancak onun bilmem kaçta kaçı olmak bile benim için gurur. Keşke olabilsem. Keşke ettiğim her küfür, onun gibi zeka incelikleriyle dolu olsa. Keşke ettiğim her küfürün mizahi yönü onunki kadar kuvvetli olsa. Onun gibi olabimek...

Birkaç Can Yücel anısı ve şiri yazayım şuraya da ne denli büyük bir adam olduğunu bir kez daha hatırlatayım. Hepsini okuyun, pişman olmayacaksınız. Başlayalım...


Ekşi Sözlük'ten "mir"in yazdığı Can Yücel'le ilgili bir anı:

can babayla ilgili bir hikayeye de bendeniz sahit oldum, anlatayim. kendisi bir etkinlikte sahneye cikarak siir okumaya koyuldu. tabi her zamanki gibi cilaliydi. "oksurukler siire dahil degil" diye de uyardi. siirlerini okudu, alkisini aldi, indi inecek sahneden. biz de sasirdik, hayret kufur etmedi bu sefer diye. tabi yine bizi sasirtmasini bildi, kursuye tekrar dondu ve "kusura bakmayin aksam aksam kafanizi siktim" dedi.

*Can Yücel, bir üniversitedeki sempozyumda, öğrencinin "neden bu kadar çok küfür ediyorsunuz?" sorusuna "küfür, işçi sınıfının ağzındaki çiçektir" demiş. Ne de güzel demiş.


*Can Yücel ile Cemal Süreyya (Şairimiz) arasında şöyle bir diyalog gelişmiş, tamamiyle gerçek:)

c.y: oo darphane müdürü de burdaymış.
c.s: evet darphane müdürlüğü yaptım ama istifa ettiğimde üstümü iyice silkeledimki hiç altın tozu kalmasın üstümde, hem sen de bakan oğlusun.
c.y: evet bakan oğluyum ama benim şiirimden başka hiçbirşeyim yok.
c.s: şiirin varda sanki ele gelir birşey mi yazdın.
can baba iyiden iyiye sinirlenerek cemal süreya'ya şöyle karşılık verir:
c.y: bende senin eline gelecek başka birşey var, veriyim mi? ister misin?
uzunca bir sessizlikten sonra ortamı yine cemal süreya yumuşatır. cemal süreya elini ileri doğru uzatarak şöyle der:
c.s: ver ulan.
bunun üstüne can yücel ayağa kalkar, meyhanedeki kalabalığı hiç umursamadan pantolonun önünü açar ve malafatı çıkarır. cemal süraya bir süre baktıktan sonra şöyle der:
c.s: hiç değişmemiş ulan. hala aynı.
can baba gür bir kahkaha atar ve karşılık verir:
c.y: değişmez tabii. niye değişsinki.
(Kaçak Yayın Dergisi - Eşi Sözlük'ten the dunedan)


*Can Yücel, vakt-i zamanda bir yazısında adamın birisine "göt" dediği için dava açılmış. Mahkemede Can Yücel şu şeyi anlatmış:

bir köyde ateşli bir hasta vardır, kasabaya doktora getirir hastayı köylüler. koca devletin koca doktoruna. doktor hastaya fitil verir ve köye döndükleri gibi hastaya fitili anüsten vermelerini söyler köylülere. köylüler tabi 'tamam dohtor bey' diyip köye giderler. köydeki herkese sorarlar, en bilgelere bile, ama kimse anüs ne demektir bilemez. bu nedenle bir türlü ilacı da veremezler hastaya. hastanın durumu da gitgide kötüleşmektedir. bunun üzerine köylü, doktora, koca devletin koca doktoruna telefon etmeye karar verir ama kimse buna yanaşmaz. ne cüret di mi doktoru arayacak bi köylü. neyse durumun vehameti üzerine muhtar aramayı kabul eder. bütün köylü toplanır santrale, muhtar arar, "biz ne yapacaamızı bilemedik dohtor bey" felan der işte. karşıdan doktor bişiler söyler. muhtar döner, ama arkasına: "makattan verin dedi dohtor" der.
yine tüm köye sorarlar, komşu köylere birilerini yollayıp sordururlar felan, ama makat ne bilen yoktur yine. hasta ise giti gidecek, ateşler içinde kıvranıyo baya.
ihtiyar meclisi toplanır. son çare, doktorun bir kez daha aranmasına karar verilir. yine kimse aramaz istemez doktoru. nihayetinde yine biri kandırılır, telefonun başına geçer, ama bi yandan söylenmektedir: "çok kızacak dohtor çok!" diye.
sonunda telefonu açar, durm anlatır, doktor bişiler söyler yine. telefondaki köylü, yüzü allak bullak, arkasını döner:
"çok kızacak demiştim; götüne sokun dedi"


Yani işin aslı hakim bey "bizim orada göte göt derler"



*Yine bir üniversitede öğrencinin biri sorar:
- neden okudugumuz butun sairler erkek? kadinlardan iyi sair cikmaz mi?
Can Baba cevap verir:
- biz siiri sikimizlemi yaziyoz ne biliim ben..


Duygu Asena bir panelde Nazım Hikmet için "kartpostal şairi" demiş, söz alan Can Yücel sinirle cevap vermiş:

"Kart sensin postal da sana girsin"
(Bu, bir efsane olabilirmiş; belirteyim)


Ve Can Yücel'in "Ben hayatta en çok babamı sevdim" şiiri:

Ben hayatta en çok babamı sevdim
Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk
Çarpık bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek
Nasıl koşarsa ardından bir devin

O çapkın babamı ben öyle sevdim
Bilmezdi ki oturduğumuz semti
Geldi mi de gidici - hep, hep acele işi
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
Atlastan bakardım nereye gitti
Öyle öyle ezber ettim gurbeti

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'a
Bi helallaşmak ister elbet , diğ'mi oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,

En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim
Hayatta ben en çok babamı sevdim.


Şimdi hocama sesleniyorum. Özenmedim ama keşke özenebilsem bu adama, keşke... Nitekim bu adama özenebilmek de ayrı bir yetenek gerektirir sanırım.

Saygılar efendim:)

10 Cevabımsı:

Günay Doğan dedi ki...

baska turlu bir sey benim istedigim
ne agaca benzer ne de buluta
burasi gibi degil gidecegim memleket
denizi ayri deniz havasi ayri hava

nerde gorduklerim nerde o bekledigim
rengi baska tadi baska
bir baska yolculuk dalindan dusmek yere
yasadigindan uzun
bir tatli yolculuk dalindan inmek yere
agacin yuksekligince dalin yuksekligince
ruzgarda
ve bir yeni omur vardigin cimen yesilligince...

baska turlu bir sey benim istedigim
ne agaca benzer ne de buluta
burasi gibi degil gidecegim memleket
denizi ayri deniz havasi ayri hava

nerde gorduklerim nerde o bekledigim
rengi baska tadi baska...

Sevda dedi ki...

bu adamı seviyorum Günay.

e seni de seviyoruz:)

Okan Yüksel dedi ki...

"Can Yücel'e özenmek" noktasında yazmak istedim. Blog yazmaya başladığım ilk günlerde ciddi ciddi korkmuştum bir "üslup özentisi" olmaktan. Sonraları düşündüm ve istesem de istemesem de okuduğum kalemlerin, kendi kalemimi şekillendirdiğini anladım. Bu noktada Can Yücel ve belki dikkatli baktığın zaman görebileceğin pek çok yazar senin kalemini şekillendiriyor. Onların kalemlerini de onlardan önce yazmış insanlar şekillendirdiler.. Bu bir süreç, hepimiz bu noktada edilgeniz, okuduğumuz kalemler karşısında edilgeniz.. Kalemimiz okuduğumuz kalemlerin bileşkesinden çok da farklı birşey değil. Tek bir fark var, o da işte bize ait olan, bize has olan "öz"ümüz. Her insanın kendine göre bir "öz"ü var ve bu "öz"ü oranınca değerli oluyor yazılan satılar.. Saygı ve sevgiler..

Günay Doğan dedi ki...

Okan, kesinlikle haklısın. Yazan herkes ille de okuduğu yazarlardan etkileniyordur; kendisi istese de istemesede ancak benim bu yazıyı yazmamdaki amaç biraz farklı.

Benim ifade etmek istediğim, özel olarak "Can Yücel gibi yazayım" dememiş olmam ama gerçekten "Can Yücel gibi yazayım" deyip de onun gibi yazmak da ayrı bir marifettir. Onun da farkındayım.

Adsız dedi ki...

can yücel'e diyorlarki zeki mürene niye paşa diyorlar.
cevap:
bu memlekete paşalara ibne denemediği için ibnelere paşa deniyor...


(örenek 1 bkz: Can yücel Küfürler antolojisi :)

Adsız dedi ki...

Türkiye'nin en güzel küfür eden adamı!! Şüphesiz ettiği küfürleri nerede söyleyeceğini ve ne söyleyecegini iyi biliyor örenek ve istek sunuyorum !!!! ruhuna şarap yağsın Can Baba!!!

yıllar önce odtü'de yaptığı bir konuşma.. üç bin kişilik mimarlık amfisi tıklık tıklım dolu, hatta onu dinlemek için ayakta kalan onlarca kişi var...

can yücel konuşmaya şöyle başlar:
- biz hiç bi bok olamadık!
salondakiler bir anda neye uğradıklarını şaşırırlar. derin bir sessizlik kaplar ortalığı...

salona gelmeden önce 3 bira ve yarım votka içmesine rağmen muhteşem bir konuşma yapar. hiç şüphesiz bol küfürlü bir konuşma...

söyleşinin soru-cevap kısmında ön sıralarda oturan hanım hanımcık bir kız öğrenci parmak kaldırıp can yücel'e şöyle sorar:

-can bey, bizler şiirlerinizi ve düşüncelerinizi çok beğeniyoruz,size büyük bir saygı duyuyoruz ama konuşmalarınızda çok fazla küfüre ve argoya yer veriyorsunuz, küfürlü konuşmasanız olmaz mı?

can yücel önce susar, sonra yavaşça doğrulur, o kocaman ellerini kürsünün üzerine koyup:

-küfür, burjuvazinin ağzında bir lağım çukurudur... küfür, işçi sınıfının ağzında bir çiçektir!.. deyince salonda müthiş bir alkış kopar.

sonra tamamen ayağa kalkıp şöyle bitirir konuşmasını:

-arkadaşlar bugün de çok kafa siktim!!!

Rüyacı dedi ki...

Bir yarışmadan sonra aldığım hediyeydi onun kitabı. Öğretmenler arası toplanmış para ile alınmış.
Sonrasında öğrendim ki, Güler abla başka takım tutmazmış, onun takımlarından başka. (harbiye açık hava tiyatrosunda leman ekibi ile aynı sahneden)

ali dedi ki...

ortalığa sokmak pekte küfür sayılmaz bunu küfür olarak algılamayın 'ortalığa sokim'

erkan dedi ki...

yine bir gün muhabirin kendisine sorduğu "kadınlar hakkında ne düşünüyorsunuz " sorusuna, "hiçbirşey düşünmüyorum,sadece sikiyorum" cevabını vermiştir :):)

Adsız dedi ki...

Cemal Sureyya degil, Cemal SUREYA. (tek y)

Can Yucel uslubunu da kufurlu ifadeye indirgeyen 'ogretmen'den de ogrenilecek fazla sey olmadigi asikar. Efkar basti.

Yorum Gönder

Yorum yapmak için "Yorumlama Biçimi" bölümünden "Adı/URL" bölümünü seçiniz. "URL" yazmanız şart değil ancak "Ad" bölümünü doldurun ki sizi adamdan sayalım. Öhö öhö!